Yaşar Yastıkçı ve Koleksiyonları Üzerine Sohbet

08 Mart 2016 | Mustafa Naci Uncu | röportaj

NU: Yaşar Bey, Eskişehir’in kıymetli kolleksiyonerlerinden birisiniz. Bugün oyuncak araba ve kav çakmağı kolleksiyonlarınızı konu edeceğiz. Önce kendinizden bahseder misiniz, kimdir Yaşar Yastıkçı?

YY: 1960 Eskişehir doğumluyum. İlk ve orta okulu Eskişehir’de okudum. 12 Eylül öncesi bir sene A.Ü. Hukuk Fakültesine devam ettim ama ortamın kötülüğü nedeniyle kayıt dondurup Eskişehir’e döndüm. O zamanki adıyla İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi, şimdi ki adıyla İşletme Fakültesi mezunuyum. Evliyim, iki evladım var. Mobilyacıyım.

Yastıkçı soyadı, rahmetli dedemin ve babamın ot yastık yapmalarıyla başlayan ve akabinde döşemecilik işine dönen arkasından da mobilya mağazacılığı olan ata mesleğinden gelir. Mobilya sektörünün  markalaşmasıyla birlikte, bizim gibi küçük çaplı mağazalar dayanamaz hale geldiler, biz de bıraktık. Şimdi emekliyim, koleksiyonlarım ve hobilerimle meşgul oluyorum.

NU: Koleksiyon merakı sizde nasıl başladı, neleri topluyorsunuz ?

YY: Çoğumuzun başladığı gibi çocukluğumda başladı. Matchbox arabalarla başladı bu yolculuk  ve hala da devam ediyor. Tabi zaman içinde farklılaştı ve spesifikleşti, başka dallara yayıldı. Saate atladı, lambaya atladı, krem kutularına atladı, fakat temeli matchbox arabalardır.

Bu arabalar bizim çocukluğumuzun yani 70’lerin oyuncaklarıydı. Türkiye’de ithalatı olmayan kaçak yollardan  gelen arabalardı. İstanbul’da,  Tophane’de falan satılan oyuncak arabalardı.

Daha sonra  mobilyacılık yaparken, sanırım 90 lı yılların başı veya ortalarıydı, mobilyada bir eskitme modası başladı. Bu eskitme mobilyaların yanına eski aksesuarlar koyayım, daha zengin göstersin düşüncesiyle, siz bilirsiniz bizim mağazanın arkasındaki Kurtuluş Pazarına gelen eskicilerden, aksesuar amacıyla  eski objeler almaya başladım.

NU: Ahşap aksesuarlar mı?

YY:  Hayır ahşap değil mesela bakır objeler, demir objeler, bazen porselen objelerdi ama bunlar zamanla iş olmaktan çıktı hobiye, oradan da koleksiyona dönüştü.

Diyelim ki lambaları bir yemek odası takımının üzerine iki parça koydum, o lambalar gün geldi koleksiyon oldu. Koleksiyon aşkına tutulanlar ya da toplayıcılar bir şey toplamaya başlayınca sonuna kadar gider bırakmak bilmez.

NU: Gaz lambası, iddialı olduğunuz bir dal. Kaç parça lambanız var? Diğer koleksiyonlarınız neler?

YY: Sayı olarak saymadım. Sayıyla belirlenmesi de bana hoş gelmiyor. Geçen bir yerde okudum, arkadaş ‘’şu kadar adet var, bu kadar adet olunca bırakacağım’’ demiş. Adetle olmaz bu iş, sevgi adetle sınırlanmaz. Güzel bir parça rastlarsa yine alacağım.

Diğer koleksiyonlarım saat, tuzluk, krem kutuları, opalin, cam ve porselen  mücevher kutuları, kav çakmakları. Matchbox koleksiyonum özellikle Volkswagen  marka, bizim tosbağa dediğimiz  versiyonun üzerine yoğunlaştı. Sadece Matchboxla sınırlı kalmayıp diğer üreticilerin de ürettiği  ürünlere  dallandı, sonrada bununla ilgili herşeye dönen bir kolleksiyon oldu.

Bazen internetten online, bazen eskiciler… Onlardan çok çıkıyor. Sonra hediyelik dükkanları. Hayli de oldu sanıyorum Matchboxların çıktığı günden bu yana tamamı var.  Bilgisayar mausundan tutun usb bellek, sabunlar, anahtarlıklar, çakmaklar, kolonya şişeleri, hatta  tobağa şekeri ve çikolatası bile var. Sevda!. Volkswagen’ı çok seviyorum, bir binek tosbağam vardı, eşim daha çok biniyordu. Onu bakımından yılıp verdim ama çok pişmanım.

NU:   Ben de arıyorum. Temizini bulunca alacağım… Bu objeleri nerede saklıyorsunuz.? Evinizin çatı katını ayırdığınızı görüyorum. Başka yerlerde de var mı?

YY:  Yok maalesef. Bazılarını  kalabalık yapmasın diye, mükerrer olanlarını bir kutuya koyup garajın bir köşesine kaldırdım. Siz de biliyorsunuz bu işin en zor kısmı sergilemek veya sergileyemeden saklamak.

NU: Yeni çıkmış bir tosbağa arabası takriben kaç liradır? Yeni ürünler çıkıyor mu?

YY: Evet çıkıyor. Matchbox  eskiden daha sık çıkarıyordu ama  şimdilerde senede bir iki model çıkarıyor. Türkiye’ye gelmesi biraz zaman alıyor,  Amerika’da takriben 10 dolar civarında alınıyor.  Buraya 10 dolar daha artarak geliyor. 2o dolar bu obje için yüksek meblağ. Eskiden bu kadar pahalı değildi.

NN: Tosbağanın efemeralarını da topluyor musunuz?

YY: Toplamıyorum ama  fotoğraflarını topluyorum. Geçen İstanbul’da buldum, 5-6 tane birden aldım. Bir genç çiftin pozlarından oluşuyordu. Çok sevimli fotoğraflar. Tobağa toplayıcısı da çok var. Feriköy Pazarına gidiyorum. Orada bakıyorum, mesala tosbağa 3 lira , öbürleri 1 lira. Talebi yüksek. Şimdiki gençler de çok seviyor.

NN: Şimdi bakınca görüyorum, tosbağa dışında da çok araba objesi var. Onların özellikleri ne?

YY:   Onlarında çoğunun yine Matchbox olması ya da benim dönemimde, benim ailemin kullandığı, benim bindiğim veya benim hatırladığım arabalardan oluşması.  70 li yılların , 80 li yılların popüler arabaları. Yeni arabaları çok sevmiyorum. Arabalara lafım yok, çok konforlu ve güzeller ama eski arabaların şekli,  sesi beni çok daha cezbediyor.

NU: Bir objenin sizin koleksiyonunuza girmesi için ne gibi özelliklere sahip olması gerekir? Hepsini mi, bire bir küçültülmüş olmasını mı ya da ölçekli olmasını mı önemsiyorsunuz? Kriterler nelerdir?

YY:  Öncelikle sevmem gerekiyor. Katı kriter yok. Ama bu işi yapan firmalar arabaları ölçeklemişler. Yanılmıyorsam 1/8, 1/10 dan başlıyor, 1/144 de kadar giden arabalar var. Ben genelde 1/43’leri seviyorum, Matchbox olanlar  1/64, çok küçükleri var, çok güzeller ama yaşlandık gözümüz seçmiyor artık.  Bunların haricinde kriter yok, yeter ki seveyim.

NU: Bunlar arasında göz ağrısı olan, özel olan, çok para verdiğiniz, peşinde çok gezdiğiniz parça ve ya parçalar var mı?

YY:  Çocukluğumda yine tosbağayla ilgili bir iki parça vardı. Onları kırmışım, bulamadım çünkü.  Onların peşinden koştum ciddi paralar da verdim. Mesela bir minibüsüm var Volkswagen, yanılmıyorsam 100 dolara edindim. Yine benim çocukluğumdan kalma bir iki araba daha var, biraz hasar vermişim ama severek baktığım bir iki arabam daha var. Şimdi gözgöze geliyorum onlarla, yukarıdaki raftalar. Ederinden ziyade  bende uyandırdığı hisler  kıtmetlerini belirliyor.  Dolar, euro yükseldikçe ben de daha seçici davranmaya başladım zira çok yüksek rakamlara gidiyor.

NU: Peki eşinizin ya da çocuklarınızın ilgisi var mı? Destekleri oluyor mu?

YY: Eşimin ilgisi yüksek, bu kadar büyümesinde onun katkısı büyük. Kızım şimdilik bardak altları topluyor. Oğlum öğrenci, Feriköy’de oturuyor. Biliyorsun Feriköy’de hafta sonu antika pazarı kuruluyor. Pazara gidip gelmeye başlamış. Bu beni sevindiriyor. Yaş ilerledikçe ilgisi daha da artar. Oğlum küçüktü, 7-8 yaşlarındaydı. Doğum günümde bana oyuncak araba almıştı. Çok duygulanmıştım. Herkesin babası çocuğuna oyuncak alırken, benim oğlum babasına oyuncak almıştı. Bir Ford’tu 1/24 ölçeğindeydi.

NU: Yaşar Bey,  karşımda çerçeve içine alıp sergilediğiniz diğer bir koleksiyonunuz, çok ilgimi çekti. Kav çakmakları. Bunları toplayan birine daha önce rastlamadım. Biraz da onlardan bahsedelim.

YY:  Bunlar  döneminde, petrolün olmadığı zamanlarda,  ateş yakmak için kullanılan,  çakmak taşı artı kav ve bu demirden parçaların birleşiminden  oluşan çok eski bir takımın parçaları.  Çakmak taşı veya kav taşı üzerine konulan kavın, çakmakların yani bu demir parçaların, taşlara vurulmasıyla çıkan kıvılcımın kavı tutuşturması mekanizmasıyla ateş yakılıyormuş.

NU: Kav nedir?

YY: Kav, ağaçlara özellikle kayın ağacına dadanan bir mantar türü. Mantarın etli kısmı kavdır. Meşe ve kayın kav mantarlarının orta kısımları dilim dilim kesilir ve tokmakla yumuşatılırsa çok yumuşak yaprak halini alır ve kan dindirmeye de yarar. Kav mantarlarının içleri küçük küçük ufalanırsa ve üstüne bir kıvılcım düşürülürse  hemen kor haline gelir. Üflenerek ateş yakılmış olur.

NU:  Bu çakmaklar çok eski yıllara ait olsa gerek. Bunlar nasıl korunmuş, nerede saklanmış? Nereden buluyorsunuz.

YY:  Antikacılardan çıkıyor.  Hem yurt dışında  hem de Türkiye’ de buluyorum. Şekilleri ve motifleri de enteresandır birbirine çok benziyor. Yüksek karbonlu kaliteli metal bunlar. Yıpranma ve paslanmaya dayanıklı. Genelde de bir kese içinde kavı ve çakmak taşıyla tutuluyor. Bu günlere kadar gelmiş.

Hatta  bir internet sayfasında, 90 yılların başında İtalyan Alplerinde buzlara gömülü olarak bulunan 5300 yıl önce ölmüş bir adama  ‘’Buz Adam”  adını takmışlar. Buz Adamın kemerinde, bir kese içerisinde, bir parça kav mantarı, çakmak taşı ve demiri bulunmuş.

NU: İnanılır gibi değil,  belki de koleksiyonların en eskilerinden birini topluyorsunuz. Kaç tane var ?

YY: 150 ye yakın.  Fark ediyorsanız basitleri var. Biraz daha şekilli ve kıvrımlıları var ki bunlara kurbağa bacağı deniyor. Daha çok işçilik olanlar daha zor bulunuyor ve çok para ediyor.

NU: Kaç lira mesela? Yeni yapılanı sahtesi var mı?

YY:  Geçen birine sordum 30 tl dedi. Vardır sahtesi ama genellikle belli oluyor. Sanatı çok olan çok para ediyor.

NU:  Yaşar Bey, çok keyfli bir sohbet oldu ayrıca çok şey öğrendim. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

YY: Koleksiyonculuk bir tutku hatta koleksiyon  koleksiyoneri oluyorsunuz. Beğenip alıyorsunuz ve pat arkası geliyor. Ama aldığım haz hepsine değiyor.

NU: Teşekkür ederim.

YY: Ben teşekkür ederim.

Fotoğraflar: Mustafa Naci Uncu

 

 

 

 

The following two tabs change content below.

Mustafa Naci Uncu

1969'da Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Eskişehir'de tamamlayıp A.Ü. Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Doksanlı yılların sonlarında gramofon ve taş plak toplamaya başladı. Koleksiyonunun yanı sıra gramofon tamir etmeyi, ahşap kayıpları onarıp yenilemeyi öğrendi. Bisiklet objesi ve efemerası, nargile, rozet ve evcil hayvanların yer aldığı eski kartpostal koleksiyonu yapmaktadır. Yerel gazete ve dergilerde koleksiyonlarına ve mesleki konulara dair yazılar yazmakta, yedi yıldır fotoğraf çekmektedir. Halen Eskişehir'de Nuh'un Gemisi Veteriner Kliniğinin doktorlarındandır.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir