Şapkanın Tarihi

24 Aralık 2012 | Gülderen Bölük | gündelik yaşam, yazılar

İnsanların binlerce yıldır kullandıkları başlıklar, onları sadece güneş ve yağmurdan koruyan basit bir giyecek ya da aksesuar değil, aynı zamanda sosyal statüleri, dini inançları, politik görüşleri,  meslekleri ve milliyetleri hakkında da bize bilgi veren, anlam yüklü birer sembol olmuştur. Sadece kullandığı başlıkları inceleyerek, bir toplumun kültürüyle ilgili deriden dokumaya, yer altı zenginliklerinden bitki örtüsüne, yaşam biçimlerinden manevi değerlerine kadar pek çok konuda çıkarımda bulunmak mümkündür.

Başlıkların tarihi ise insanlık tarihi kadar eskidir.  Günümüze kadar ulaşan fresk, heykel, kabartma ve duvar resimleri, eski dönemde kullanılan başlıklar hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Tarihe geçmiş ilk kenarlıklı şapka ise MÖ 5.yy. Yunanistan’da kullanılır. Petasos denen bu şapkanın geniş kenarları insanları yağmurdan ve güneşten koruyan iyi bir siper görevi görür. Daha sonra Romalılarında kullandığı bu şapka Orta Çağa kadar oldukça popüler olur. Yine Yunanlıların giydiği pilos denen kenarlıksız, kısa ve koni şekliyle Mısır’dan kopya ettikleri şapkalar ise zamanla Avrupa’da da değişik biçimlerde görülmeye başlar.

Yıllar içinde şapkalar değişerek şekilden şekle girer. Kâh büyüyerek, kâh ufalarak günün moda rüzgârlarına göre biçimlenir ve insan yaşantısında hep var olur. 1700’lerden önce kadınlar, kapalı bir mekânda sade bir kep, dışarıda ise kukuleta takarken bu tarihten sonra tüylü, çiçekli, kurdeleli şapkalar kullanırlar. 1900’lere gelindiğindeyse, bir kadının şapkasız evden çıkması söz konusu değildir.  Bu tarihlerde şapkaların süsleri iyice abartılarak devasa kurdele, tüy, ötriş, rozet, çiçek, hatta kuşlarla süslenir. Eğer şapka sahibi zengin bir kişiyse özgün bir model kullanarak diğerlerinden farklı olduğunu ortaya koymaya çalışacaktır.

Bizde de kullanılan şapkaların çeşidi ve hikâyesi oldukça zengindir. Özel günlerde ve  gündelik yaşantımızda yer eden pek çok şapka bulunmaktadır. Özellikle erkek başlıkları oldukça zengindir. Külah, kalpak, ışkırlak (Karagöz’ün başlığı) kavuk gibi. Kadifeden yapılan ve üzerine mutlaka tülbentten sarık dolanan kavuklar ise  kullanan kişiye ve dönemine göre çeşitli isimler alır.

Lale Devri’yle özdeşleşen sadrazamlardan Damat İbrahim Paşa zamanında bir nebze  özgürlüğe kavuşan  ve mesire yerlerinde görülmeye başlanan kadınlar, kıyafet ve süslerine oldukça önem verir.  Kadife hotozlarını zenginlik durumuna bağlı olarak inciden çiçekler, kırmızı yakuttan güller, sarı yakuttan fulyalarla süslerler.  Zevkine düşkün olan İbrahim Paşa ise onların feslerine bağladıkları ince tülden yaşmaklarının içine ve göğüslerine altın paralar saçmaktan ayrı bir keyif alır.

Ancak Osmanlı İmparatorluğundan günümüze gelinceye değin başlıklar iki kez devrim yaşayarak köklü bir değişime uğrar.  İlk devrimi yaşayan kavuk olur.  l. Bayezid zamanında görülen kavuklar, ll.Mahmut zamanında yapılan kıyafet devrimiyle, yerini fese bırakır. Avrupa’daki yenileşme hareketlerini de benimseyen ll. Mahmut, memurlarına pantolon ve ceket giymeyi, başlık olarak da fes kullanmayı mecbur eder. Pek çok çeşidi bulunan fesin ömrü ise kavuktan daha kısa olacaktır.

Genç Cumhuriyet Türkiye’sinde uygarlığın, çağdaşlığın ve laikliğin simgesi olarak kabul edilen şapkanın kabulü de tıpkı fes gibi çok kolay olmaz.  Rusça bir kelime olan şapka ile tanışmamız ve onu kullanmaya başlamamızda Beyaz Rusların payı büyüktür. Devrimden kaçarak ülkemize gelenlerden bazıları  açtıkları dükkânlarda, azınlıklara şapka satarlar. Daha önce Avrupa’da yaşayan Jöntürkler arasında da batılı tarzda giyinen ve şapka kullananlar vardır.  Yine de şapkanın Türkiye’de yaygın olarak kullanılmaya başlaması, Atatürk’ün 1925’de yaptığı Şapka Devrimi’yle mümkün olur. Kastamonu’da halka, başındaki şapkayla seslenir  “Yunan serpuşu fes giymek caiz olur da, şapka giymek neden olmaz!”

Kullanımı kısa sürede yayılır. Öyle ki 1930’larda şapkasız komşuya bile gidilmez. Tıpkı şapka gibi yaşantımıza dışarıdan giren at yarışlarına giderken de görgü kurallarına göre giyinmek şarttır. Elit tabakanın bu yeni etkinliğinde erkekler redingot, fantezi pantolon, eldiven ve silindir şapka giyerler. Kadınlar ise tuvalet ve tül şapkalarıyla katılırlar. Tiyatroya gitmenin de kuralları vardır. Önemli bir oyunda hanımlar tuvalet (Kolları ve göğsü açık) giyip, başı açık katılırlar. Beyler ise frakla yer alırlar. Daha az önemli olan tiyatrolarda ise hanımlar elbiselerle ve başlarında şapkayla otururlar. Erkekler ise silindir şapka giyerler. Ama asla fötr ve melon şapkayla gidilmemelidir.

Şimdi bu ve bunun gibi eski görgü kuralların hiçbir geçerliliği kalmamışsa da, yeni şapkalar bol çeşidiyle yaşantımızın içinde varlıklarını sürdürmekteler.  Pek tabii onlara yüklediğimiz yeni anlamlarla…

Kaynaklar

* Özcan Sapan, Şeylerin Tarihi, Berdan Matbaacılık, 2004

* Tülay Şenel, Coliseum Life, Modanın Baş Tacı Şapka, 2000

* Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, Cilt 5, Kültür Bakanlığı, 1991

* Refik Ahmet Sevengil, İstanbul Nasıl Eğleniyordu, İletişim, 1998

* Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri, Tarih Vakfı, 1995

* Şafak Altun, Cenk Sarıoğlu, Türk Popüler Tarihindeki İlkler, Alfa, 2006

* Nevin Meriç, Âdabı-ı Muâşeret, Melisa Matbaacılık, 2005

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Şapkanın Tarihi

  1. Mehmet Cihan ILDIRI :

    Canım hocam ve biricik arkadaşım. Yazınızda İğnedeliği Fotoğraf Atölyesini okuyunca eskisi gibi yüreğim pırpır etti bir anda. Bana ve bir çok amatöre fotoğrafla ilgili öyle güzel şeyler kazandırdınız ki hakkınız ödenmez.
    Site ve içerikler harika sıkı takip edeceğim. İyi ki varsınız.

    M.Cihan ILDIRI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir