Korseyle Gelen Güzellik

12 Ağustos 2014 | Gülderen Bölük | gündelik yaşam

İnsanoğlunun güzelleşme uğruna katlandığı pek çok zorlu yöntem ve araç vardır ki bunlar arasında korsenin 1800’lere damgasını vurduğunu görürüz. İnce belli olmayı zarafetin ve güzelliğin göstergesi sayan dönemin kadınları korse kullanımını o kadar aşırıya vardırırlar ki yaban arısı gibi ince bir bele sahip olmak için korsenin iplerini sıkacak bir kaç kişinin yardımına ihtiyaç duyarlar. Böylece istedikleri ölçüye gelirler ama iç organları sıkışıp yer değiştirdiği için sık sık bayılma vakalarına rastlanır. Oturduktan sonra kalkmaları da çok zor olduğu için başkalarından destek almak zorunda kalırlar. Yine de ipleri çekip büzmekten vazgeçmezler. Öyle ki kaburga kemikleri kırıldığı ve ciğerine battığı için ölenler olduğu da bilgiler arasındadır. Belirtmek gerekir ki dönemin erkekleri de bu salgın modadan nasibini alırlar.

19. yüzyılda hemen her kesimin kullandığı korselerin tarihi aslında çok daha eskilere uzanır. Orta çağda bilinen şeklinden farklı olan korselerin daha belalı ve zararlı olduğu; vücudu gerdandan kalçaya kadar bir kalıp gibi sıktığı bilgiler arasındadır. Bildiğimiz şekliyle ilk korse üretenler ise Fransızlar olur. 1828 yılında iki çeşit korse için patent alınmışken, bu sayı 1848 yılında atmış dörde çıkar ve sayı zamanla da artmaya devam eder.[1] Çocuk korseleri bile gittikçe çeşitlenip, beli daha fazla inceltecek şekilde yapılır.  Üretici firmalar korse yapımında önceleri tahta ya da balina kemiğinden yapılma kalıp vericiler kullandılarsa da sonraları plastik kaplı çelikler kullanarak beli daha da inceltmeyi başarırlar.

İnce bel modası 1900’lerin başında da devam eder. Amerikalı İllüstratör Charles Dana Gibson’ın çizimlerine yansıyan kum saati gibi ince belli güzeller ise aslında, Amerikan toplumunun özgür kadınlarını temsil etmektedir. Onun bu çizimlerini gerçek hayatta ete kemiğe büründürüp canlandıran kişi ise Belçikalı aktris Camille Clifford olur. Ondan sonra da bu şekle bürünen herkes ‘Gibson Kızları’ olarak anılır. Amerika ve Avrupa’da böylesine ince belli görünmek için elinden geleni yapan kadınlar, balolarda, resepsiyonlarda arzı endam ederler ve stüdyolara koşarak bu olağan üstü güzelliklerini ölümsüzleştirirler.

Ülkemizde o dönemde faaliyet gösteren fotoğrafhanelerden geriye kalan birçok fotoğraf, bizde de ince bel modasına işaret eder.  Öğle ki kullanılan korseler beli yeterince inceltemiyorsa hiç sorun değil! Bu ünlü fotoğrafhanelerin rötuşçuları hemen devreye girip, püpitr denen alete negatifi yerleştirerek güzelliğine düşkün bu kadınların belini adeta bir kum saatine dönüşecek şekilde rötuşlar.[2]

Avrupa modasını yakından takip eden kadınlarımızın korse kullanımıyla ilgili bilgileri ve ürün reklamlarını dönemin gazete ve dergilerinden de takip edebiliriz.  1895 ve 1896 yıllarına ait Hanımlara Mahsus Gazete’de[3] yer alan iki yazı dikkat çekicidir. Genel olarak her ikisinde de korsenin sağlığı ne kadar tehlikeye attığına değinilmiştir. Bunlarda; o zamana kadar gazetelerde yer alan yazıların hiç birinde bu aletin – çünkü buna elbise demek uygun değildir*- faydalarının yazılmadığını ama zararları hakkında çok şey söylendiğini belirtir. Avrupa kadınlarının, cazibeyi arttıran bu alete oldukça rağbet ettikleri, bizde de hâl ve mevkice pek yukarı mertebede olmayan ailelerin kızlarında görüldüğü, bunun önüne bir set çekilip engellenemediği de yazılanlar arasındadır.[4] Yine korsenin zararlarını anlatan bir yazıda

“Muhibbelerimden (dostlarmdan) birçoğunu bilirim ki seyircilerin istilası üzerine, mahşer ıtlakına seza olan (mahşer yerine benzeyen) bazı kalabalık cemiyetlerde korselerini çıkarmak için boş bir mahal aradıkları halde bulamayıp, akşamın vürudunu muzdaribane beklemişler (akşamın oluşunu acı çekerek beklemişler) ve hanelerine can atarcasına avdetlerinde (dönüşlerinde) korselerini çıkarmışlarsa da birkaç gün kadar yatağa da serilmişlerdir.[5]  diye belirtir.

Bir başka yazıda ise sıkı korse kullanımının; kalp atışlarında düzensizlik; kan dolaşımında sorunlar; hazımsızlık;  karaciğer bozuklukları ve daha birçok hastalığa neden olduğu belirtildikten sonra

“dünyada hiçbir şey yok ki ifratı (fazlası) muzır (zararlı)  olmasın. Vücuda nef’i müspet olan bir gıdayı bile insan ziyade yerse midesini yorar, fayda yerine zarar görür. Korse de böyledir. İbdidaî icadında (başlangıçta) belki bir fayda temin etmek üzere tertip olunmuştur, lakin tarz-ı isti’malinde iltizam-ı ifrat edilmesi (kullanma şeklinde aşırılığı seçme) korseyi böyle dehşetli bir bela yerine geçirmiştir.”

diyerek kadınların güzelleşmek,  cazip görünmek uğruna sağlık verecek bir ürünü dahi nasıl tehlikeli bir silaha dönüştürdüklerine dikkat çeker.



[1] Hanımlara Mahsus Gazete, Kadın Eserleri Kütüphanesi s. 59

[2] Bölük Gülderen, Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları, 2014,  İstanbul, s.308

[3] Hanımlara Mahsus Gazete, Kadın Eserleri Kütüphanesi, s.57, 183

* “Korseye makine ve âlet demekten gayri münasip bir tabir yoktur. Çünkü hal ve istimali itibariyle bir libas demek gar-i caizdir”

[4] Hanımlara Mahsus Gazete, Kadın Eserleri Kütüphanesi s. 57

[5] a.g.e, s.187

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir