Lotus: Saflığın ve Yeniden Doğumun Kutsal Çiçeği

05 Nisan 2016 | kolektomani | botanik

…suçtan kurtulduğumuzu hayal edebildiğimiz zaman

lotus gibi çiçek açarız…

yaz şafağında.

D.T. Suzuki, 1957

Yeni günün sıcağı ve ışığında , lotus işitilemeyecek kadar hafif bir hışırtıyla taçyapraklarını aralar. Nefis kokusu gün boyu yoğunlaşarak geceyi çiçeğin kapanan yaprakları arasında geçirecek olan polen taşıyıcı böcekleri kendine çeker. Bitkinin yaydığı ısı böcekleri çeker ve uzaklaştırır. Üç gün sonra bu büyüleyici çiçekler yavaş yavaş solmaya başlar. Taçyapraklar düşerek bitkinin konik topuzunu ortaya çıkarır. Giderek şişen ve büyüyen topuz yan atar, olgunlaşınca içinde fasulyeyi andiron tohumlarıyla birlikte suya düşer.

Taç yaprakları kısa ömürlü olan çiçeğin tohumları olağanüstü dayanıklıdır. Bin yıllık lotus tohumları bile başarıyla filizlendirilmiştir. Çiçeğin gözalıcı güzelliği köksaplarıyla tamamen zıt özelliktedir, çünkü saflık simgesi lotus durgun suları sever. Dikenli sapların su seviyesi üstünde tuttuğu yuvarlak yaprakların üst kısmında yağmur suyunun çoğunu silkeleyip atan bir mekanizma vardır.Tabak şeklindeki yaprağın ortasında biriken su, saptaki özel kanallara bağlanan bir gözenekten emilir ve sapköklere ilerler. Fazladan su sağlayan bu sistem bitkiye daha fazla su sağlar. Suda yetişen bir bitki olmasına ragmen daha fazla suya ihtiyaç duyan lotus çok hızlı büyür ve sığlıkları. Nehir ve göl bataklıklarını çabucak kaplayarak büyük koloniler oluşturur.

Bu çoğalma bin yıl boyunca devam etti. Bugün İran’dan Japonya’ya, Keşmir ve Tibet’ten Yeni Gine’yle kuzeydoğu Avustralya’ya- Asya’nı sıcak, ılımlı ve tropic bölgelerinde yer yer karşılaştığımız yabanıl lotus, çok daha büyük ve eski bir popülasyonun kalıntısıdır. Jeolojik zaman kronolojisinde Kretase devrinde egemenliğini ilan eden lotus, daha soğuk ve kuru devirlerde seyreldi. Türü yeniden canlandıran biraz da insanların yoğun sevgisidir.

Yetiştiği her ülkede kadim kültürler ve dinlerle kalıcı bir şekilde ilişkilendirildi. İnsanlar gittikleri her yere lotuslarını da götürerek bitkinin doğal ve yapay çoğalım yollarının çeşitlenmesini sağladı. Lotus her yerde yeniden doğuşun simgesiydi. Kurumuş su birikintilerinde yağmurlardan sonra belirivermesi ona büyülü bir hava veriyordu. Mezopotamya kültür tarihindeki yeri çok eskilere uzanıyordu. Uruk şehrinin bereket tanrıçası İnanna kültünde önemli bir simgeydi, lotus biçiminde mücevherler yapılıyor, lotus şeklinde mühürler kullanılıyordu. Lotus başlı saltanat asası egemenliğin simgesiydi ve Pers kralı III. Darius’un Büyük İskender tarafından alt edilişine dek bölgedeki bütün hükümdarlar tarafından kullanıldı. Pers etkisiyle İÖ 1. Yüzyılda Nil sularındaki mavi ve beyaz su nilüferlerine katılan lotus İsis törenlerinde nilüferlerin yerini aldı. Doğum ve yenilenme tanrıçası İsis, misafirsever Grekoromen panteonunda önde gelen Mısırlı tanrısal varlıklardan biri olarak kabul gördü.

Lotusun, Hindistan altkıtasının inanç sistemlerinde de önemli bir yeri vardı. Hindu mitolojisinin temelini oluşturan Veda metinlerinde kaydedildiği üzere, Vişnu ve Lakşmi yaratılış öyküsünün merkezinde yer alırlar. Dev bir yılanın üstünde boşlukta yüzen Vişnu’nun göbeğinden bir lotus filizi çıkar. Açılan çiçekten Brahma çıkar ve evreni inşa etmeye koyulur. Verimlilik ve servet tanrıçası Lakşmi, elinde tuttuğu ya da Brahma gibi, üstünde oturduğu bir lotusla doğar. Bu onun çiçeğidir. Lotus yanlızca süs nesnesi değildir. Vedalar kanonu geliştikçe, “kalbin lotusu” kişinin içindeki evreni anlatmaya, tinsel hayat yolculuğunda gideceği yolun muhafazası anlamında kullanılmaya başlandı.

Lotus, dünyayı evrenin yıkıcı girdabının üstünde tuttuğu gibi, Budha’yı da taşıdı. Budizm ve çeşitli öğretileri Hindistan’dan Çin, Kore, Japonya, Tibet ve Sri Lanka’ya yayılırken yerel kültürlere uyum sağlayıp eklenen yeni öğelerle farklılaştı ama lotus simgesi bu öğretinin merkezindeki konumunu korudu. Özellikle aydınlanmaya ulaşma yolculuğundaki önemli simgesel rolü sayesinde el üstünde tutuldu ve yetiştirildi. Bir budist, çamurdan (insana özgü kötülüklerden) çıkan lotus gibi dünyevi şeylerin üstüne yükselmekle nirvanaya ulaşabilirdi. Lotus Sutra (yak. İÖ 1. yüzyıl) Mahayana Budizmi’ni en önemli metinlerinden biriydi, Japon Budist rahip Nichiren 13. Yüzyılda lotus sutra öğretisini yaygınlaştırdı.

Meiji devriminden (1868) ve Japonya’nın sınırlarını yabancılara açmasından sonra Avrupa ve ABD’de Japonizm oldukça popüler oldu. Doğu’ya duyulan bu yeni hayranlığın önemli bir parçası olan lotus, Art Nouveau’nun doğadan esinlenen vitray, seramik, mücevher, mobilya ve kumaş repertuvarında sık sık tekrarlanan bir motifti. Günümüzde mümkün olan her yerde ilham verici bir süs bitkisi olarak yetiştiriliyor. Tinsellikle dolup taşan lotus, bedeni de besliyor. Sapkökleriyle tohumları (daha az oranda yaprak ve çiçekleri) Asya’nın doğusuyla güneyinde besin olarak tüketiliyor ve Batı da yavaş yavaş bu kadim güzelliğin tadına varmaya başlıyor.

Kaynak:

Helen& William Bynum, Dünyamızı Biçimlendiren Olağanüstü Bitkiler, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2014.

The following two tabs change content below.

kolektomani

Son Yazıları kolektomani (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir