Mağrur ve Dingin: Taşkışla

20 Mayıs 2013 | Ece Arıburun | mimari

Taksim’de beş yıldızlı otellerle çevrelenmiş Elmadağ bölgesinde, yıllara meydan okuyan mağrur ve dingin bir yapı karşımıza çıkıyor: Taşkışla. Onun yaşındaki çoğu yapının aksine, o hala gençliğinin keyfini çıkarmaya devam etmekte: Cıvıl cıvıl öğrenci sesleri ve avlusundaki ıhlamur ağaçlarının mis kokusuyla…

Bugün İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık Fakültesine ev sahipliği görevini üstlenen Taşkışla, hem eşsiz konumu hem de mimari özellikleri ile şehrin sembollerinden biri olma unvanını rahatlıkla taşıyor. Dikdörtgen bir plana yayılmış olan bina, köşelerindeki kuleleri ve ön cephesindeki iyonik başlıklı yivli sütunları sayesinde göze çarpmakta. 132×95 m büyüklüğünde bir alan üzerine kurulu olan ve 70×40 m boyutunda bir orta avlusu olan Taşkışla’nın genişliği, her katta 22 m olarak düzenlenmiş. Yapının dört köşesi genişletilerek belirgin köşe kitleleri oluşturulmuş ve ayrıca üç kat yüksekliğinde düzenlenerek iki katlı olan ana kitleden ayrılıp vurgulanmasını sağlamış. Köşelerdeki bu vurgu, yapının belirgin bir karakteristiği halini alarak rahatça okunabilen kurgusunu oluşturmakta.

Taşkışla’nın mimari özelliklerini İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Afife Batur’un kaleminden aktaralım*:

Yapıya batı cephesinin ekseninde bulunan bir portikten girilir. Yüksek ve yivli gövdeli, iyonik başlıklı kolonların taşıdığı geniş portik, ikinci katta balkon olarak biçimlenmiştir. Yapının yalın bir şeması vardır: Uzun kanatlar boyunca geniş bir orta koridor, dar kanatlarda da bir tarafı orta avluya bakan koridorlar uzanır; eğitim mekanları ve öğretim üyelerinin odaları geniş dairesel kemerlerle sonlanan bu koridorlara açılır. Katlar, kulelerin birer yanında yer alan geniş ve görkemli mermer merdivenlerle bağlanır. Cephelerde ve mimari öğelerde neoklasik bir çizgi egemendir. Kat aralarını belirleyen kornişlerin ve saçak kornişinin yatay çizgisi, yapının geometrik ve strüktürel kurgusunu bir cephe anlatımına dönüştürür; kesintisiz bir süreklilikle yapıya kararlı bir bütünlük ve dingin bir sadelik kazandırır.

Tüm cephelerde giriş katının dikdörtgen pencereleri altta konsollu denizlikler, üstte küçük arşitrav öğesiyle belirlenmiştir. İkinci katın yüksek pencereleri altta basık bir korkulukla üstte öne doğru çıkan birer küçük alınlık öğesiyle biçimlendirilmiştir. Kuzey ve güney cephelerinde aynı pencere biçimleri kullanılmış ancak yapının strüktürel akslarına pilastr çiftleri yerleştirilmiştir. Neorönesans bir yaklaşımla giriş katı pilastrlarında iyonik, üst katta kompozit, üçüncü katta ise son derece sade bir Toskan düzeni seçilmiştir. Pilastr çiftlerinin düşey çizgisi ve ritmi bu cepheleri ve kuleleri diğer cephelerin kesintisiz yataylığından ayırır ve arazinin eğimine uyarlar.

Orta avluyu çevreleyen bina yüzeyleri de dikkatle tasarlanmıştır. Burada dış cephelerden farklı olarak yarım daire kemerli pencereler kullanılmıştır. Ölçülendirilmesinde ve cephelerin tasarımında gösterilen özen, orta avluyu yapının yaşayan bir mekanı haline getirmiştir. Anıtsal bir görünümü olan büyük ıhlamur ağaçlarıyla ve ortasındaki oval havuzuyla bu orta avlu, Taşkışla’nın günümüzde de en canlı mekanlarından biridir.

Adından da anlaşılacağı üzere kâgir bir bina olan Taşkışla, mimari özellikleri kadar hareketli tarihçesi ile de ilgi toplamakta. Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarından başlayarak günümüze uzanan öyküsünde; savaşlar, isyanlar, politik çekişmelerle dolu sahneler mevcut.

1847 yılında, o devirde Galatasaray’da ahşap bir binada bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin (Askeri Tıp Okulu) daha çağdaş donanıma sahip bir binaya olan gereksinimi nedeniyle Sultan Abdülmecid tarafından dönemin önde gelen isimlerinden olan İngiliz mimar W. James Smith görevlendirilerek Taşkışla’nın planları hazırlatılmış. Orijinal planlarda 300 öğrenciye eğitim verebilecek bir okul ile 200 hasta kapasiteli bir eğitim kliniği, ayrıca eczane, laboratuarlar, morg, çeşitli servis bölümleri, cami, saat kulesi ve iki havuz yer almaktaymış. 24 Şubat 1847’de, Sultan Abdülmecid’in de katıldığı “İlk Taşı Koyma Töreni” ile binanın inşasına başlanmış. Dönemin Fransızca yayımlanan gazetelerinden biri olan Journal de Constantinople’ın 14 Eylül 1848 tarihli baskısında yapının inşası betimlenmiş: kısa sürede kaba inşaatın bitmiş olduğu ve ikinci kat seviyesinde çalışmaların devam ettiği yazılmış. Çalışmalar hızla devam ederken, ikinci kat seviyesine gelindiğinde (1849) binanın tıp okulu olması yönünde verilen karar değiştirilerek kışlaya dönüştürülmesi uygun bulunmuş. Bu karar değişikliğinin sebebi hakkında fazla kaynak olmamakla beraber, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde korunan bazı belgelerde “hasbe’l-icab” teriminin kullanıldığını görüyoruz. Karar değişikliği, beraberinde planların değişimini de getirmiş: yeni planlarda tüm kanatlar birer kat yükselmekte, denize bakan kanat ise iki kat yükselmekteymiş. Bu değişimin yapının maliyetini de önemli ölçüde artırdığı haberi gazetelerde yerini almış.

1853 yılında yeni projesine uygun olarak inşası tamamlanan Taşkışla, 1853-1856 yılları arasında Kırım Savaşı’nda yaralanan Fransız askerlerine hastane olarak hizmet vermiş. İlk görevinin ardından uzun süre boş ve bakımsız kalan Taşkışla, Sultan Abdülmecid’in vefatı (1861) üzerine tahta geçen Sultan Abdülaziz’in emriyle onarıma alınmış. Aynı yıl içinde onarım tamamlanmış, onarım kitabesi bugün hala Taşkışla’da korunmakta.

10 Temmuz 1894 depreminde hasar gören Taşkışla, onarımı R. d’Aronco tarafından gerçekleştirildikten sonra Balkan Savaşı’nda da yine hastane olarak kullanılmış. 1909 yılına geldiğimizde, 31 Mart olayları sırasında isyancı askerlere kışla olarak barınak sağlamış ve uzun çarpışmalara sahne olmuş. Öyle ki, giriş bölümünde o zamandan kalan kurşun izlerini günümüzde de görülebiliyor. Bazı kurşunların hala kolonların içinde saklı kalması ise, adeta Taşkışla’nın tarihe canlı tanıklık etmesinin kanıtı.

1944 yılında inşaatının neredeyse 100. yıl dönümüne yaklaşırken İstanbul Teknik Üniversitesi’ne tahsis edilen Taşkışla, mimarlar Prof. P. Bonatz ve Prof. Emin Onat tarafından hazırlanan onarım ve yeniden düzenleme projeleri ile onarılarak kullanıma açılmış. İTÜ Rektörlüğü, Mimarlık ve İnşaat Fakülteleri Taşkışla’ya yerleşmiş. Ayazağa’daki İTÜ yerleşkesi tamamlanınca, Rektörlük ve İnşaat Fakültesi Taşkışla’dan ayrılarak yeni yerlerine taşınmış. Geride kalan Mimarlık Fakültesi’ne yaklaşık 60 yıldır ev sahipliği yapan Taşkışla, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin barındırdığı çeşitli tasarım dallarında okuyan öğrenciler için cezbedici bir ortam sunmaya devam ediyor.

Elbette bu tarihi bina, gelişmekte olan kent dokusunun içinde pek çok yeni yatırımcının da iştahını kabartmış: En çarpıcı örneklerden bir tanesi, ESKA şirketinin 1984 yılında Taşkışla’yı otel yapılmak üzere 49 yıllığına kiralamasında görülüyor. İTÜ öğretim üyeleri, Mimarlar Odası ve kamuoyunun direnişi ile açılan iptal davası, 1989 yılına kadar sürmüş. Mahkeme kira sözleşmesinin iptali yönünde karar almış ve Taşkışla’nın “Birinci Sınıf Tarihi Anıt ve Kültür Varlığı” özelliği bir kez daha tescil edilerek İTÜ’de kalmasını onaylamış.

Eğitime hizmet vermesi amacıyla tam 160 yıl önce inşa edilen bina, çeşitli dönemlerde farklı işlevler için kullanıldıktan sonra yine eğitime yuva olmaya devam ediyor. Kimbilir, belki de tanıklık ettiği onca tarihi olaydan, isyan ve savaşların huzursuzluğundan sonra, Taşkışla’mıza eğitim kadar yüce bir sektörde ev sahipliği yaptırarak ona layık olduğu huzuru yaşatıyoruz, ne dersiniz?

Taşkışla için son sözüm: “Taşkışlalı olmaktan gurur duyuyorum.”

Kaynaklar:

1. *İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7, sf.221-223. Taşkışla, Prof.Dr.Afife Batur

2. http://www.taskisla-ekd.itu.edu.tr/tarih.htm

The following two tabs change content below.

Ece Arıburun

Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümünden lisans (1995), Domus Academy (Milano, İtalya) Endüstri Tasarımı Bölümünden yüksek lisans (1997) derecelerine sahiptir. Beymen Home ile başlayan meslek hayatı süresince yaptığı çalışmaları arasında; konut, ofis, otel, butik, café, mağaza vb. mekan tasarımları, aydınlatma elemanları ve mobilya tasarımları, ürün tasarımları (elektrikli ev aletleri- Samsung, ofis malzemesi- Nava Design, konsept tasarımlar- Apple) sayılabilir. “Tasarım Kültürü” içerikli araştırma yazıları ve diğer deneme yazıları çeşitli dergiler tarafından periyodik olarak yayınlanmaktadır. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünde öğretim görevlisidir.

Son Yazıları Ece Arıburun (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

One Response to Mağrur ve Dingin: Taşkışla

  1. Hüseyin ÖZÇELİK :

    75’liyim. Bu saatte çok duygulandım. Bu çalışmayı yapanlara çok teşekkür ederim. Daha sonra görüşlerimi ve düşüncelerimi paylaşacağım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir