Manikürün Kültürel Tarihi

18 Ocak 2016 | Kadir İrfan Yalın | gündelik yaşam

Maniküre kelimesi Latince el anlamına gelen “manus” ve bakım-önem vermek-ihtimam göstermek anlamına gelen “cura” kelimesinden türemiş. Bilinen tarihi bizi çok eskilere götüren manikür uygulaması, belli ki seyyahlarla, ticaret yollarıyla ve kültürlerin kaynaşmasıyla dünyanın farklı alanlarına yayılmış, uygulanış şekliyle gelişmiş ve teknik olarak da evrilmiş.

El ve ayak bakımı tarihi çok eskilere gidiyor. MÖ 3000’li yıllarda, Eski Mısır’da, tırnakların farklı boylarda ve değişik renklerde olması sosyal statünün gereğiydi. Yapılan kazılarda bulunan mumyaların tırnaklarının cilalı ve kına sürülü olduğu tespit edilmiş. Soyluluk ve zenginlik, genellikle tırnak üstüne sürülen renklerle ifade edilmiş. İşçi ve köylü sınıfı da el-ayak bakımı konusunda çok istekliymiş ama cila olarak sadece şeffaf ve parlak olmayacak şekilde natürel renkler kullanabilmişler. Tırnaklarını uzatamamışlar ve tırnaklarına renkli boyalar sürememişler. Bu devirde yaşayan köleler için kesinlikle yasak olan manikür, onların kolay tanınmasını da sağlamış.

600 yıl önce Çin’de varlıklı kişiler, tırnak bakımlarında altın ve gümüş renklerini tercih etmiş. Tırnakların üstüne sürülen sıvının, yani bugünkü adıyla ojenin kalıcı olması için de yumurtanın beyaz kısmıyla birlikte kemik unundan çıkartılan jelatin ve kauçuk kullanılmış. Ming hanedanlığında aristokrat sınıfa ait kadınlar, siyah ve açık kırmızı tonlarda tırnaklarını boyamış, tırnaklarının uzun ve bakımlı olmasına önem vermişler.

Ortaçağ boyunca özellikle Avrupa’da günümüzden çok farklı bir temizlik anlayışı olduğunu biliyoruz. Bu zaman diliminde insanlar yıkanmak yerine silinmeyi tercih etmişler. Temizlenme de özellikle aristokratlar için sık sık temiz iç çamaşır değiştirmekle sağlanmış. Suyun vücuda teması hoş karşılanmasa da, genellikle sadece ellerin temizliği suyla yapılmış. Hollandalı eğitim kitapları yazarı Desideius Erasmus 1530 yılında yazdığı sağlık kılavuzunda parmak bakımını da anlatmış ve tırnakların sekiz günde bir kesilmesini söylemiş. Bu yıllarda kısa tırnağın sağlıklı olduğu hep vurgulanmış. Bu dönemde Osmanlı kadınları da yarısına kadar kına sürdükleri tırnaklarını uzatmadan kesiyorlardı. Zaten Anadolu’da el bakımında kına kullanımı hiç eksik olmamıştı.

18’inci yüzyılda makas, tırnak bakımının vazgeçilmez parçası olmuş ve manikür aletleri dikiş setleri içinde yer almış. İlginçtir, el ve ayak bakımında ölü derinin makasla alınması da bu yıllarda denenmiş.

19’uncu yüzylı başlarında manikür setlerinin içindeki aksesuarların nicelik ve nitelik olarak gelişim göstermesi, özellikle 1830’da doktor Sits tarafından gerçekleştirilmiş. Doktorun hastaları üzerinde ilk kez portakal ağacı kabuğundan yaptığı törpüyü kullanması kısa sürede Amerika’ya, sonrasında da dünyanın her yerine yayılmış. Kısa ve ucu keskin olarak törpülenmiş tırnaklar moda olmuş. Bugün filmlere, tiyatrolara, genellikle kadın hayatının dramatize edildiği edebi eserlere ve  sohbetlere konu olan “tırnakları törpülemek” o günden başlayan bir süreçte özellikle kadınların vazgeçilmezi olmuş. El ve ayak bakımı ilk zamanlarda lüks olarak algılansa da hızla tüm sosyal katmanlara yayılmış.

Sanayi Devrimi el ve ayak bakımına da yansımış. Gelişimi günümüze kadar artarak ilerleyen akrilik içerikli ojeler, bir doktor tarafından tesadüfen keşfedilmiş. Keskin makaslar, törpüler, fırçalar ve dar alanlarda tırnak derisine bakım yapabilecek şekilde geliştirilmiş metal aksesuarlar tasarlanmış. Günümüzde manikür seti içinde düşünemeyeceğimiz çok şey o yıllarda aynı çanta içinde kullanılmış. Koleksiyoncuları peşinden koşturan bu dönem manikür setlerinde yeni üretilmeye başlanan minik gümüş kurşun kalemler, korse sıkıcısı, çekecek, kürdan, kulak temizleme çubuğu ve parfüm şişesi de yerleştirilmiş. Tabii ki tutma yerleri de önemsenmiş, gümüş, sedef, fildişi, abanoz, hatta altın gibi değerli malzeme sap yapımında kullanılmış.

Manikür aletlerinin içine konduğu çantalar da her zaman gösterişli olmuş. Nadide deriler, ipek ve kadife kaplı kılıflar ilk görüşte göze hoş gelecek şekilde tasarlanmış. Yine bu yıllarda, aromatik yağlar, yumuşak pamuklu bezler, sürülen renkli ojelerin ve yağların çıkartılması için denenen asit tipleri ile gelişen masaj teknikleri de manikürün günümüze uzanan yolculuğunda etkili olmuş.

1870-1880’li yıllara gelindiğinde, el yapımı deri çantalar içine yerleştirilen manikür setlerinin her yerde bulunabildiği, gözde dükkânların özenle süslenen vitrinlerinde sergilendiği biliniyor. Kadın çantalarının vazgeçilmez parçası ve en gözde hediye haline gelmiş. Aynı zamanda uzman manikürcüler yetişmesiyle, şehirlerin en popüler caddelerinde manikür bakımı yapan yerler açılmaya başlanmış. El ve ayak bakımı neredeyse sosyalleşmenin yeni yüzü olmuş.

Manikür setleri koleksiyonuma her baktığımda, insanoğlunun kendini bakımlı ve güzel görme isteğinin hep var olduğunu ve hep var olacağını tekrar düşünüyorum.

The following two tabs change content below.

Kadir İrfan Yalın

Dünya kültürlerinin peşinde koşan, farklılıkların izini süren ve değerleri biriktiren biri. Ürettikleri yazılı ve görsel basında çok ilgi gördü. İstanbul Radyosunda, Kazı ve Yangın isimli iki radyofonik tiyatrosu seslendirildi ve sonrasında da yayınlandı. 2008 yılında Coşkun Aral ile birlikte Maske belgeselini gerçekleştirdi. Farklı televizyonlarda yayınlanan çeşitli çalışmalarda danışman olarak yer aldıktan sonra TRT Belgesel kanalı için “Bitmeyen Tutku; Koleksiyon “ programını hazırladı. Birinci Dünya savaşı sırasında Mısır’da İngilizlerin Türk askerlerini tuttuğu esir kampları ile ilgili resim, belge, obje, mektup gibi ürünlerden oluşan geniş bir koleksiyona sahip. 2011’de esir kampları, etnik maskeler ve fotoğrafın ilk örneklerinden olan teneke fotoğraflar koleksiyonları ayrı programlarda ve ulusal bir tv kanalında yayınlandı. Koleksiyon Kulubü bünyesinde, üniversite, belediye ve çeşitli kültür kurumlarında farklı konularda sunular verdi, çalışmalar gerçekleştirdi. Çeşitli dergilerde, gazetelerde, tv ve radyolarda çalışmaları, söyleşileri yayınlandı, yayınlanmaya da devam ediyor. Şerif Antepli’nin katkıları ile hazırlanan ve İBB tarafından basılan İstanbul’un 100 koleksiyoneri çalışmasında yer aldı. Aynı zamanda, İstanbul Kadıköy’de bulunan, dünya kültürlerinin el sanatlarını sergilediği “Artemis” firmasının kurucu sahibi.

Son Yazıları Kadir İrfan Yalın (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir