“Mücevher” Binaların Mimarı Vedad Tek

25 Kasım 2014 | Okşan Svastics | mimari

Mehmed Vedad Tek özel bir mimar. Onu özel yapan sadece aldığı eğitim ya da yaşadığı dönemin (1873-1942) mimariyle de somutlanan büyük bir değişim dönemi olması değil. Geçmişle modernin birbirine bağlanmaya çalışıldığı zorlu zamanlarda yaptığı  güçlü, güzel binalar…

Onun yaptığı binalarda zarif bir gözalıcılıkla alçakgönüllülük (Moda İskelesi mesela), görkem ve sadelik (Sirkeci Merkez Postanesi’ndeki gibi mesela) her nasılsa bir arada olabiliyor. Hem kozmopolit ve çok eski bir şehre yakışan ağırlıkta (Büyük Kulüp olarak bilinen Cemil Topuzlu Köşkü-Circle d’Orient) hem de modern kente gayet uyumlu binalar (Yayla Apartmanı) onlar… Gerçi bunların tümü son derece kişisel gözlemler ve “modern kent” İstanbul’da kaç binanın bir mimarın zihninden çıktığı sorusunun cevabı da pek cılız ama…Söz konusu zihin “Mektepli mimarların pîri” diye anılan Mehmed Vedad Tek olunca, insanın hatırladıkları güzelliklerinden ibaret oluyor!..

Vedad Tek’in yapıp ettiklerinden söz etmeden önce, onun “mücevher” binalar yapan bir insana dönüşmesini sağlayan sürecin ta başına gidelim; Bağdat Valisi Sırrı Paşa’nın oğlu o… Daha da önemlisi, Şaire Leyla Saz’ın oğlu… “Daha da” sözü boşuna değil: Mimarlığın gayrimüslim mesleği ya da alaylı ustaların işi olarak düşünüldüğü bir dönemde, doktor ya da asker olmak dururken mimarlık eğitimi almak üzere izin istediği babası, bu talebi pek hoş karşılamamış. Onun değişen çağın yeniliklerine dönük bir meslek edinmesini bekleyen annesi olmuş. 1889’da 16 yaşında Paris’e gitmiş, önce lise eğitimini tamamlamış; sonra resim ve mühendislik konusunda eğitim görüp o yıl Ecole des Beaux-Art okuluna girmeye hak kazanan dokuz kişiden biri olmayı başarmış. Üstelik eğitiminin sonunda Roma Ödülü (Prix de Roma) alan ilk yabancı olmuş.

Paris’te Selçuklu çizgisi

Başka bir ülkede eğitim görmüş ama taklitçilikten uzak, kendi çizgisini oluşturmaya çalışan bir mimar o. Süha Özkan bir makalesinde “Vedad’ın amacı ve tüm çabası kendini ait gördüğü Doğu değerleri ile Osmanlı mirasını yücelterek kendine özgü ve özgün bir mimari yaratmak değil midir?” diye soruyor ve ekliyor: “Vedad’ın eğitim sürecinde Paris’te sürekli Osmanlı,Selçuklu ve Arabesque çalıştığı biliniyor.” 1898’de Paris’ten dönüp de bürosunu açtığında gazeteye ilanlar verir; denilen o ki, ilanlar pek soğuk karşılanmış. Bu arada Sanayi-i Nefise Mektebi’nde Fenni Mimari hocalığına başlar ve Şehremaneti (Belediye) mimarı olur.

Onun adını milli mimari konseptine bağlayan ilk önemli uygulamanın Kastamonu Hükümet Konağı olduğu biliniyor. Ardından II. Abdülhamid’in Posta Nazırı Hasip Efendi Sirkeci Meydancık’taki Tanzifat Ahırları’nın olduğu yere Postane Nezareti binası yapmakla görevlendirir Mimar Mehmed Vedad’ı…Simetrik planlı bu binanın çelik makaslarla taşınan ve renkli camla örtülü büyük holü, halka açık prestij mekanı olarak tanımlanıyor uzmanlarca… Yapının iki ucundaki kuleli bölümlerin de sultana ve nazıra ait zengin bezemeli prestij mekanları olduğu… Avrupai bir binadır bu, ama sivri kemerleri, kemer tablalarındaki tezyini çini işleri –ki çizimleri kendisi yaparak İznik’te yaptırmıştır bu çinileri- ve köşe kulelerin üzerindeki kubbelerle Osmanlı mimarisine göndermeler yapar. Binanın en çarpıcı özelliği, “cam bir çatı tarafından aydınlatılan geniş bir merkezî salon üzerinde büyük bir açıklık yaratmayı sağlayan betonarme  ve demir kirişli yapı sistemi” olarak tanımlanıyor.

Bu binanın inşası sırasında mimarların başına pek sık geldiği üzere, kendisine de binanın alt katlarını taş, üst katlarını ahşap yapılmasına varan müdahalelerde bulunulmuş. Ama asıl ilginci bugün postane binası olarak kullanılan yapıyı yoldan 12 metre geriye çekmesi, “ yapı hakkını” sokağa vermesi nedeniyle Şura-i Devlet (Danıştay) soruşturmasına uğraması… Halbuki bu yapılmamış olsa, Süha Özkan’ın deyişiyle bu yapı bugün “kent dokusu içinde boğulacaktı.”

“Kübik” mimari ve yenilgi!

Sultan Mehmet Reşat döneminde (1909-1918) sarayın başmimarı olduğu Vedad Bey… Veli Efendi Hipodromu’nu, Kuruçeşme’deki Enver Paşa Köşkü’nü yaptığı dönemdi bu. “M. Vedad Tek – Kimliğinin İzinde Bir Mimar” kitabının yazarı Afife Batur, “İstanbul’da Jön Türk döneminin önemli kamu binalarını yaptıktan sonra cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’ya geçerek orada çalıştı” diyor bir makalesinde… “Akademinin mimari bölümünde öğretmen olarak çığır açıcı bir rol oynamasının yanı sıra, öğrencilerine ve çıraklarına kendi binalarının inşaatında staj yapma imkanı da veriyordu.” Ancak Mimar Kemalettin, Arif Hikmet Koyunoğlu ve Mongeri ile birlikte cumhuriyetin ilk kamu binalarını biçimlendiren (II. TBMM Binası, şimdi Gazi Müzesi olarak bilinen Atatürk’ün Çankaya’daki köşkünün büyütülmesi işleri…) Mimar Mehmed Vedad, dönemin mimari çizgisine aykırı bir konumdaydı.

Bu mimarların, yaşamlarını “Türk İslam mimari dilini oluşturmaya adadıklarını” belirtiyor Süha Özkan ve yeni mezunların bu dili benimsemediklerinden, cumhuriyetin anlayışına uygun, modern “kübik” mimari anlayışı uyguladıklarından bahsediyor:  “Onun yenilgisi, değişen çağın hoyratlığına ve acımasızlığına yenilgidir. Çünkü mimarinin kültürel süreklilikten kopartılıp daha etkin olan bir ‘uluslararası’ ortamın kural ve beğenilerine göre biçimlendirilmesinin faturası tümüyle mimariyi Anadolu ya da Türk yapan değerlerin yok olmasına neden olmuştur. Bugün uluslararası mimari ortamında çağdaş Fin, Japon, Meksika, İspanya, hatta Fas mimarisinin var olmasına karşın çağdaş Türk mimarisi yok denecek kadar etkisizdir. Ve ne yazık ki bugüne dek Türkiye Sedad Hakkı Eldem’den başka da usta yetiştirememiştir.”

Kubbe ve çelik!

Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ya da Millî Mimari Rönesansı olarak anılan bu dönemin “Osmanlı-İslam mimarisinin cumhuriyet döneminde nihai olarak ortadan kalkmadan önceki son nefesi (…) olduğu söylenebilir” diyor Sibel Bozdoğan. Sonrasında da cumhuriyet mimarları için Osmanlı’ya yapılacak göndermelerin hızla afaroz edildiğini… Millî Mimari Rönesansı’nın temel fikrinin, “klasik Osmanlı mimarisinden alınan dekoratif unsurların (özellikle yarımküre şeklindeki Osmanlı kubbeleri, destekleyici dirsekleri olan geniş çatı konsolları, sivri kemerler ve tezyini çini dekorasyonu) yeni inşaat teknikleri (betonarme, demir ve çelik) ile birleştirilmesi olduğunu belirtiyor Bozdoğan.

Halbuki, Vedad Bey modernizmi tümüyle reddediyor değildi: “…kübik binaların hepsi bir çırpıda yabana atılacak şeyler değildir. Klasik sanatı iyi bilen mimarların elinden çıkmış esasen sade olması lazım gelen mektep, kışla gibi binaların kübikleri hiç de fena olmuyor. İyi bir mimar, yetiştikçe, tecrübesi arttıkça süsten kaçmaya, gitgide sadeliğe meyletmeye başlar. Ancak bir temiz sadeliği, kübizm denen karmaşık, abuk sabuk sadelikten ayırt edince ortada mesele kalmaz” demiş bir söyleşide… Gene de kemerler, kubbeler, çinilerle bezeli binaların yerini “kübik”, geometrik çizgili süssüz binaların aldığı bu dönemde devletle ilişkili işleri son bulur Vedad Bey’in…

Öğrencisi Sedad Hakkı Eldem’in başarılı kariyerini “akademide Vedad Bey ile Mongeri’den öğrendiklerinden kopmaya daha en başlarda karar vermiş olmasına” bağlamasına karşın Özkan’ın deyişiyle “ soyluluk, kimlik  ve kamu varlığında anıtsallık ve ülke tarihi ile bağlantı arayan” bir mimardı o..

Vedad Bey, kendine “Tek” soyadını seçerken ülkesinin ilk formel eğitim almış mimarı olmasına mı, yoksa özgüvenine mi gönderme yapıyordu bilinmez. Bilinen, 1924-25 yıllarında Ankara’dan İstanbul’a döndükten sonra serbest mimar olarak çalıştığı… Önceleri hiç sipariş alamasa da 1930’dan itibaren çoğu Nişantaşı’nda olmak üzere çok sayıda apartman yapar.

Küçükyalı’da inşa ettiği Leyla Hanım Yalısı yanmış, Teşvikiye Caddesi’ndeki Nişantaşı Palas ve Cumhuriyet gazetesi kurucusu Nadir Nadi Bey için tasarladığı Yayla Apartmanı yıkılmış olsa da… Moda İskelesi, Sultanahmet’teki Tapu Kadastro Müdürlüğü (Defter-i Hakani binası- ki yanındaki İbrahim Paşa Sarayı’nın anıtsal çizgisini sürdürür), Dolmabahçe Sarayı müştemilatı, Sirkeci’deki Liman Hanı (Mesadet Hanı), Akaretler’deki Millî Emlak dükkanları, Fatih’teki Teyyare Şehitleri Anıtı, İzmir Saat Kulesi, Kastamonu Hükümet Konağı, Teşvikiye Camii karşısındaki Art Deco planlı Güneş Apartmanı ve Valikonağı Caddesi’nde bugün Yekta Restoran olarak bilinen, Nişantaşı Palas’ın yanındaki üçgen alana inşa ettiği Mimar Vedad Tek evi ile o sahiden “tek” ve hala aramızda…

Kaynakça:

Sibel Bozdoğan, Modernizm ve Ulusun İnşası, Metis Yayınları, Kasım 2002.

Süha Özkan, “Reddedilmiş Bir Mimar: Vedad Tek”, Çağdaş Şehir Dergisi, Dönemli Yayıncılık.

Yıldırım Yavuz, “Mimar Vedad’ın Ankara Yapılarından İlk Cumhurbaşkanlığı Köşkü Ekleri”, Arredamento, Boyut Yayıncılık.

 *Bu yazı ilk kez Sealife dergisinin Mart 2004 sayısında yayımlanmıştır.

The following two tabs change content below.

Okşan Svastics

Okşan (Demiral Özferendeci) Svastics 1963’te Ankara’da doğdu. Bahçelievler Deneme Lisesi ve AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde eğitim gördü. 1987 yılında Nokta dergisinde muhabir olarak gazeteciliğe başladı. Tempo, Şehir, Ekonomik Panorama, Trend, Turkuaz, Art Decor, Albüm, Avangart gibi değişik konularda yayımlanan pek çok dergide editör, düzeltmen, yazı işleri müdürü, redaktör, serbest muhabir olarak çalıştı. Kitap editörlüğü, reklam şirketlerinde düzeltmenlik yaptı. 2003 yılından bu yana yaşadığı Viyana’da önce Mandelbaum Yayınevi tarafından Almanca, daha sonra Boyut Yayıncılık tarafından Türkçe Yahudilerin İstanbulu adlı gezi rehberi kitabı yayımlandı. Şu anda Achill und Söhne’de tezgâhtar olarak çalışıyor.

Son Yazıları Okşan Svastics (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir