Mücevher Değerinde Enfiye Kutuları

11 Mart 2014 | Ateş Arcasoy | antika

Enfiye hakkındaki ilk bilgiler Kristof Kolomb’un ikinci gezisinde Haiti Adası’nda gemiye alınmayarak orada bırakılan keşiş Romano Pane tarafından verilmektedir. Keşiş 1496 tarihli notlarında şunları anlatmaktaydı: “Ne zaman krallar tanrılara savaşlarında nasıl galip geleceklerini sormak isteseler, mahsulün bereketli olmasını dileseler, hastalıklarına çare arasalar, olayın havasına girmek için öncelikle bazı ot tozlarını burunlarına çekiyorlardı. Bu otlar onların akıllarını başlarından almaya yetiyordu!” 16. yüzyılın başlarında, Portekizli gemicilerin tuttukları kayıtlar arasında, tütünün toz haline getirildiğinin kanıtları olarak, Brezilya ve Venezuella’daki enfiye tütünü değirmenlerinin bilgilerine rastlanır. Tütün yapraklarını ve fidelerini Fransa’ya 1561 yılında Fransa’nın Portekiz büyükelçisi Jean Nicot getirmiştir. Fransa kraliçesi Catherine de Medicis (1519-1589) tütün tozunu enfiye olarak kullanan ilk kadın tiryakidir. Kraliçe enfiyenin hapşırtmak yolu ile baş ağrılarını ve migreni tedavi ettiğine inanmıştı. Bu nedenle, enfiye uzun süre Fransa’da “poudre de la reine” (kraliçe tozu) olarak anıldı.

Türkçe’ye enfiye olarak girmiş olan sözcük Arapça’da “enf” (burun) sözcüğünden türemiştir. Tütün yaprağının özel olarak mayalandırıldıktan sonra kokulandırılıp toz haline getirilmesi ve çok uzun süre dinlendirilmesiyle elde edilen bu ürün “burunotu” olarak da bilinir.

Enfiye 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında İstanbul’da alafranga çevrelerde yaygın hale gelmeye başladı. 1766 tarihli bir fermandan o devirde İstanbul’da enfiye üretilmeye başlandığı anlaşılmaktadır. 18. yüzyılda Fransa’da Rokoko akımı ile birlikte parfümlü tütün tozunun satışı artmaya başladı. “Tabatière” yani enfiyenin kutulanması gereği ortaya çıktı. Doğaldır ki bu olay, bu işle uğraşan sanatçıları harekete geçirdi. Birbirinden güzel sanat eserleri olan enfiye kutuları ortaya çıkmaya başladı. İlerleyen dönemlerde bunlar enfiye müzelerinde bile görülmeye başladı. Enfiyenin saklanmasına, kullanılmasına, cepte taşınmasına kolaylık getiren bu kutular teknik açıdan hava almayan, belirli boyutlara sahip, büyüklükleri hesaplı kutulardı. Yapımları son derece özel bir itina gerektirmekteydi.

Antika piyasalarında bulunan tüm kutular gibi, örneğin mücevher, bonbon, hattat, pudra vb. enfiye kutuları da deri kaplı tahta, fildişi, bağa, altın, gümüş, porselen gibi çok çeşitli malzemelerden yapılabilir. Önemli olan, bu malzemelerden üretilen kutuların, organik bir madde olan enfiye tütününün en önemli özelliği olan aromasını iyi muhafaza edebilmeleri ve onun lezzetine kutu malzemesinin kokusu sindirmemeleridir. Şekil olarak enfiye kutularında en çok rastlanan formlar yuvarlak, oval ve dikdörtgen biçimlerdir. 18. yüzyılda yaygın olan oval ve dikdörtgen formlarının yanı sıra Rokoko tarzı istiridye şekilli kutuların bezemesinde kabartma ve oyma motifler ve değişik tekniklerde  mineleme ile elmas, pırlanta, yakut, zümrüt benzeri taşların kullanıldığı da görülür. Çok ilginçtir, artan enfiye fiyatları yüzünden, 18. yüzyıl sonlarına doğru enfiye kutularının derinliği de giderek azalmıştır. Öyle ki enfiye kutularının yükseklikleri 1.5 cm’yi geçmeyecek kadar incelmiştir.

Küçük ve çoğu zaman cebe sığacak boyutlara sahip enfiye kutularından başka eski dönemlerde kullanılan , olağanüstü bir ustalıkla üretilmiş olan, “Beggars Box” olarak da bilinen büyük enfiye kutuları vardı. Bunlar iki bölmeden oluşuyordu. Görünen bölmedeki enfiye, ikram için konuklara sunuluyordu. İlginç olan ise gizli bölmedeki enfiyenin evsahibinin kendi kullandığı özel enfiyesi olmasıydı.

18. ve 19. yüzyıllarda enfiye kutuları toplum içinde bir prestij objesi olarak değerlendirilmekteydi. Onları taşıyanlar, enfiye kutularının ayrıca birer süs unsuru olduğunun da farkındaydı. Özellikle İngiltere’de hediye verme gelenekleri arasında enfiye kutuları çok önemli bir yere sahipti. Antika dünyasında ve müzelerde görülen çok eşitli enfiye kutuları, malzemeleri, formları, süslemeleri ve renkleriyle ait oldukları ülkelerin özelliklerini, sanat akımlarını ve dönemlerini yansıtan eşsiz objelerdir.

Enfiye kutularını şık gösteren süsleme tarzları içinde en yaygın olanı mine tekniğidir. Farsça “mina” sözcüğünden gelen mine, Fransızca’dan dilimize geçmiş olan “emay”ın eşanlamlısıdır. Düşük sıcaklıkta gelişen seramik sırı olarak tanımlanabilen mine, yalnızca seramik üzerine değil altın, gümüş, saf bakır, sac, dökme demir ve cam üzerine de uygulanabilir.

Değerli enfiye kutularının arasında tombaklanmış olanlar da vardır. “Tombaklama” altın görünümü vermek amacıyla birçok kaba ve eşyaya uygulanabilen bir tekniktir. Altının her çağda çok değerli olması nedeniyle , eşyalara en azından altın görünümü verme isteği ortaya çıkmış, böylece tombaklama tekniği doğmuştur. Tombaklama, bakır ve bakır alaşımlarının altın, civa amalgamı yardımıyla yaldızlanması işlemine verilen addır.

Saf altından üretilmiş olan enfiye kutuları kuşkusuz tombaklama yöntemiyle altın kaplanmış olanlara kıyasla daha fazla değer kazanmışlardır.  Altın doğada katışıksız olarak bulunduğu ve dövülerek biçimlendirilebildiği için insanlar tarafından kullanılan ilk değerli maden olmuştur. Kuyumculuk da Neolitik Çağ’da (İÖ 8000-5000) doğmuş, İÖ 2. binyılda altın bir değer ölçüsü olarak, doğada daha çok bulunan bakır ve gümüşle rekabete başlamıştır. Antika dünyasındaki gümüş enfiye kutularının en makbul olanları, yine içleri altın kaplama olanlardır.

Enfiye kutularında çok sık görüen “savat”, her şeyden önce çizgilerin zarifliğini gösteren bir süsleme yöntemidir. Savat belirli oranlarda kükürt ve gümüşe bakır ve kurşunun karıştırılması ve ateşte eritilmesiyle hazırlanır. Madeni eserlerin üzerinde açılan yivlere ya da yuvalara doldurularak yapıt düşük sıcaklıkta fırınlanır. Çok sağlam bir dolgu olan savat bir deri parçasıyla ya da “Trablus toprağı” denilen kumlu kil ve zeytinyağı karışımıyla cilalanır. Fransa’da Marsilya daha 6. yüzyılda bu tekniğin canlı bir merkeziydi. Türk ve İslam maden sanatında savatlama çok sık görülür.

Porselen enfiye kutularına gelince, eşsiz bir malzeme olan porselen, çok ilginç olarak dünyada iki kez keşfedildi. İlk keşif Çin’de oldu; Tang Hanedanlığı Devri’nde (618-960) gerçek porselen üretimi yapıldı. Çinliler porselenin gizini ve üretim tekniklerini şaşılacak kadar iyi korudular. Avrupa ancak 1000 yıllık bir gecikme ile Çin’den hiçbir ipucu elde etmeksizin porseleni yeniden keşfetmeyi başardı. Almanya’nın Meissen porselen fabrikasında J.F. Böttger 15 Ocak 1708 tarihinde saat 17:00’de ilk gerçek porseleni üretti.

Meissen Poırselen Fabrikası’nın sanatı ve tekniği kısa sürede tüm Avrupa ülkelerinin porselen kuruluşlarına önder oldu. Başta Meissen olmak üzere, birçok porselen fabrikasında birbirinden güzel ve özgün porselen enfiye kutuları üretildi. Çok değerli enfiye porselen kutusu örnekleri arasında Meissen’in kutu formları, Mennecy Porselen Fabrikası’nın kapağında havan figürleri bulunan, St. Cloud Porselen Fabrikası’nın kapağında Çin motifleri ve hayvan figürleri bulunan enfiye kutuları özellikle Avrupa antika piyasalarında en çok aranan objeler olmaya devam ettikleri için , çok yüksek fiyatlara alıcı bulabiliyorlar. Esasında yaklaşık 150-200 yıldan beri porselen fabrikalarında enfiye kutusu üretimi bulunmuyor. Bu da onların antika değerlerinin her geçen gün daha da artmasına neden oluyor. Olay tüm diğer malzemelerden üretilmiş olan antika enfiye kutuları için de geçerliliğini koruyor.

Tüm dünyada uygulanması giderek yaygınlaşan yaptırımlara göre, sigaraseverler kafe, lokanta ve barlarda artık rahat sigara içemedikleri için, enfiye kullanımında yüzde 5 oranında bir artış gözlemleniyor (The Economist, 23 Şubat 20006). Sigara yasakları bu hızla artarsa “dumansız sigara” olarak adlandırabileceğimiz enfiye tekrardan geleceğin bağımlılığı olabilir. Ümit edelim ki bu bağımlılık en azından bir işe yarasın ve kaybolup gitmiş olan enfiye kutusu sanatı da bu şekilde yeniden canlansın.

The following two tabs change content below.

Ateş Arcasoy

İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Bölümü'nü bitirdikten sonra, Almanya-Koblenz'de Seramik Mühendisliği tahsili yaptı. Eczacıbaşı seramik Fabrikaları'nda teknik müdürlük, Yıldız Porselen Fabrikası'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Türk Seramik Derneği ve Collection Club üyesidir. Seramik Teknolojisi adlı bir ders kitabı vardır. Marmara Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Seramik Teknolojisi, Seramik Sanat Tarihi, Antika Porselen Sanatı ve Tarihi dersleri vermektedir. AntikDekor dergisinde, porselen tarihi ve sanatıyla ilgili birçok makalesi yayımlanmıştır.

Son Yazıları Ateş Arcasoy (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir