Müzik Ve Dansın Umut Arayışı: Tango

04 Şubat 2013 | Selen Özkan | müzikomani

 

Endülüs ve İtalyan folklorundan izler taşıyan tango, 19. yüzyılın sonlarında Arjantin’de ortaya çıkar. Her zaman kaba, hırçın bir tarzdadır; hareketli ve canlı ritminin yanısıra, son derece hüzünlü ve mutsuzdur. Büyük kentte düş kırıklığına uğrayan göçmenlerin kırılan umutları, sıkıntıları, başkaldırıları bu müzik ve dansla dışa vurulmuştur. Zamanla, Buenos Aires’in eğlence ve kültür merkezi olan Calle Coriente’ye ulaşan tango, önemli değişimler geçirerek bir eğlence müziği ve salon dansına dönüşür. 1907’lerde tangonun yıldızı hızla yükselir, Arjantin’li müzisyenler tarafından önce Paris’e, oradan da tüm Avrupa ve hatta Uzakdoğu’ya kadar yayılır. Tango, her ülkede o ülkenin ulusal kimliğine bürünür; Fransız, Rus, Alman, Yunan, Türk tangoları önemli farklılıklarla değişim gösterir. Tango ülkemizde genç Cumhuriyetin simgesi olur, kadın erkek eşitliği ifadesini tangoda bulur. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında resmi baloların, düğünlerin ve eğlencelerin asri dansı tango olur, balolar vals veya tangoyla, düğünler ise mutlaka “La Cumparsita” ile açılır.

Bizde bu kadar sevilen La Cumparsita’nın kökleri ise Uruguay’a dek uzanıyor. 1917 yılında Uruguay’ın başkenti Montevideo’da, Ituzaingo sokağında, bir grup üniversite öğrencisi, kirasını ödeyemedikleri lokali boşaltmak zorunda kalır ve karnaval günü bir veda yemeği vererek eğlenirler. İçlerinden mimarlık bölümü öğrencisi Gerardo Hernan Mathos Rodriquez, bu gece için özel olarak bestelediği melodiyi piyano ile çalar. Grubun coşkusu artınca, bu melodi eşliğinde karnaval geçidine katılırlar ve o anda mırıldandıkları besteye karnaval alayı ve karnaval giysilerinden esinlenerek “La Cumparsita” adını verirler. Karnaval sonrasında halkın dilinden düşmeyen bu melodinin tüm haklarını editör Ricordi, Mathos Rodriquez’e daha sonra tamamını at yarışlarında kaybedeceği telif hakkı bedelini ödeyerek satın alır. Arjantinli piyanist Roberto Firpo parçayı tango olarak düzenler ve ilk plağı 1917 yılında Alberto Alonso Orkestrası ve Victor plak şirketi tarafından kaydedilir.

Tangonun Türkiye’de tanınıp, sevilmesinde gramofon ve taş plaklar önemli bir rol oynar, ilk tango dansları Fransız ve Arjantin plakları eşliğinde yapılır. İlk tango beste denemesi, operet bestecisi Muhlis Sabahattin Bey’e aittir. 1928-29 yıllarında “Sahibinin Sesi” firması tarafından kaydedilmiş bu sözsüz eserin adı “Tango Türk”tür. İlk sözlü Türk tangosu olarak kabul edilen Necip Celal Antel bestesi “Mazi” ise, bestelenişinden dört yıl sonra, 1932 yılında, Seyyan Hanım tarafından plağa okunur. Arkasından Fehmi Ege’nin çok sevilen “Mehtaplı Bir Gecede” adlı tangosu ve diğerleri gelir. Fehmi Ege ve Necdet Koyutürk Türk tangosu’nun hem besteci, hem de orkestra şefi olarak ün kazanan önemli isimleridir. 1930’dan sonra tango daha da benimsenir; birçok besteci, söz yazarı ve yorumcu bu müzik türüyle ilgilenir. Dönemin en önemli yorumcuları ise Seyyan Hanım, Birsen Hanım ve Afife Hanım’dır. Daha sonraki yıllarda Celal İnce, İbrahim Özgür, Saime Şengil, Secahattin Tanyeli, Nezahat Onaner, Zehra Eren ve Mefaret Atalay tango söyleyen sanatçılar olarak ün kazanır. Tangonun çok sevilip tutulması, Hafız Burhan, Münir Nurettin Selçuk gibi Türk musikisi solistlerinin de tango okumasına ve bu akıma uymasına neden olur.

Türk tangosunun en belirgin özelliği çoğu zaman Türk makamlarından ve ezgilerinden yararlanılarak bestelenmiş olmasıdır. Diğer bir özellik ise, tango orkestra çalgılarında yapılan bazı değişikliklerdir. Tangonun ana çalgısı bandoneon yerine orkestralarda akordeon kullanılmış ve bu çalgının değişik tını ve sadası Arjantin tangosundan oldukça farklı bir tango altyapısı oluşturmuştur. Akordeonun yanısıra, yakın bir tarihte klasik Türk sazlarıyla yorumlanan “Tango Turco” konseri, büyük beğeni kazanmış, eski türk tangolarına duyulan özlemi bir kez daha gündeme getirmiştir.

Türk tangosunun bir diğer farkı, sözlerin belirli bir işleyişe sahip olmasıdır. Sözsüz türk tangosu oldukça az sayıdadır. Arjantin ve Türk tangosu arasındaki önemli bir değişiklik de dansta görülmektedir. Oldukça karmaşık adımların peşpeşe eklenmesiyle oluşan Arjantin tangosu, enerjik ve vurguludur. Türk tango dansı ise, Arjantin tangosunun en temel duruş ve adım özelliklerinin tekrarlanmasından oluşmuştur. Tangoya gönül vermiş pek çok besteci ve solist, tango repertuarına yeni yeni eserler kazandırarak Türk tangosunu oluştururken, bir grup müzisyen de Arjantin tangosunun izinden gitmişlerdir. Park Oteli Orkestrası ve bu orkestranın Arjantin bandoneon sanatçısı Tapia Colman, Arjantin tangosunun sevilmesinde önemli rol oynamıştır. Daha çok amatör topluluklar, türkçe sözlü, alaturka makamlı tangoya Arjantin tangosunu tercih etmişlerdir.

 


The following two tabs change content below.

Selen Özkan

Son Yazıları Selen Özkan (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir