Pisi Adımlarıyla Kadın Olmak

02 Mart 2013 | Lola Smyrnas | dosya

Asıl üzüntü veren yaşlanmak değil, uslanmaktır. Tomris Uyar

Kediler memeliler tarihinin en kadim canlılarıdır. Ya siz kedileri nasıl bilirsiniz? Desmond Morrris, örneğin, kedi bir çelişkiler yumağıdır der. Evcil hayvandan, yabanıl hayvana, sonra tekrar evcilliğe, kedi kadar hızlı geçen başka hiçbir memeli yoktur yeryüzünde. Gece şehvet ve vahşetten oluşan bir pembe dizi içinde yaşarken, gündüz birden bire minderin üzerinde en masum haliyle mırlamaya başlayıverir.

Kimi insanlar kedilerin bencillik dışında bir duygu taşımadığını zanneder. Oysa aksine, kediler salt duygudan oluşurlar. Jeffrey Moussaieff Masson kedilerin narsizm, sevgi, haz, bağlılık, kıskançlık, korku, merak, öfke ve oyunculuktan oluşan dokuz temel duyguyu tam anlamıyla yaşadıklarını söyler. Hatta bunun kısa tutulmuş bir liste olduğunu, aslına bakarsanız kedilerin merhamet, hayal kırıklığı, depresyon,  şaşkınlık, yoğun düşüncelilik gibi duyguları da zaman zaman deneyimlediğini ekler.  Tıpkı kadınlar gibi değil mi?Bu yüzden, der, “insanlık tarihinde evrensel bir arzu olan, türler arası sınırları aşmak, başka hiçbir canlıyla kedilerle olduğu kadar kolay ve büyüleyici değildir.”

Köpekleri erkeklere, kadınları ise kedilere benzetmeleri de hiç boşuna değildir. Ben meseleyi bir adım daha öteye götüreceğim, bence kadınların atası maymunlar değil, kedilerdir!

Pek çok hemcinsim, yumuşak, sokulgan,  pisipisi bir kedi olmayı bir tarafa koyun, en basit haliyle kadın olmayı bile unuttuğu için, bu dediğime sinir olabilir.

Aslında birçok kadının, bırakın kadın ya da kediyi, sadece erkeğin kötü bir kopyası olduğu, tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Ne kadar çok kadın, erkeklerle bir yarış halinde, her gün, kendine, ruhuna, bedenine ihanet içinde yaşıyor; “kadın gibi görünmemek” için daha da erkeksileşiyor.

Kendine tam anlamıyla yetmeyi erkeğe ihtiyaç duymamak sayan, bunu içsel bir bütünlükle karıştıran;  elektrik kablolarını, araba lastiğini, ampulü değiştirmekle, gecenin bir yarısı tek başına eve dönmeye çekinmemekle övünen kadınlar var.

Öte yandan görüntüsüne kilosuna aldırmamakla içten içe gururlanan, süslenmemeyi hayata karşı bir duruş, ağda yaptırmamayı ise güçlü bir karakter zanneden kadınların sayısı her geçen gün artıyor. Görüntüsü için yaşayan birçok manken ise zaten “0 beden” olacağım diye memesiz, poposuz iyice erkeğe benzedi artık ya, o da başka.

Elbise giymeyi, topuklu ayakkabıları, sürme çekip, kırmızı ruj, oje sürmeyi, kalçasını sallayarak, saçlarını savurarak yürümeyi, göz süzmeyi, dudak büküp, bakışmayı hatta şöyle güçlü bir kahkaha atmayı bile “küçümseyen” kadınlar da tanıdım. Hâlbuki kadın olmak başkadır, zayıf, yapışkan, muhtaç olduğu için “cilveli” olmak, “tuzağa düşürülmüş ve ezik görünmeye” çalışmak ise bambaşka. Ne arsız ama ne de bir “saksı çiçeği gibi nadide” olmak arasında, ölçüsünde kırılgan, yeteri kadar işveli ama her daim içten, iştahlı ve yürekten kadın olmak pekâlâ mümkündür.

Bir de tabi erkekten önce davranıp hesabı ödediği, erkeğin elindeki yükü almasına, mantosunu tutmasına, sigarasını yakmasına, bir gecenin sonunda onu eve bırakmasına izin vermediği, hatta basitçe yemek yap(a)madığı için bile, kendini daha bir “cool” bulan ne çok ”kadınsı” olduğunun farkında mısınız çevrenizde.

Sezgileri küçümseyen, duygularıyla değil aklıyla övünen;   kalpten bir dünyada yaşamak varken, kalbe hiç yer olmayan, mantıkla örülü bir dünyaya kendini hapseden nice kadın var.  “duygusallaşmadan”, aynen bir erkek gibi ağız dolusu tartışmayı marifet sayan;  gözleriyle değil “mesleğiyle”, kartvizitinde yer alan “unvanlarıyla” konuşan, “Ben de varım!” demek için ise adeta saldırganlaşan ne çok kadın dolu ortalık.

Bu kadınlar aşk ilişkilerinde bile üste çıkmak, güçlü ve baskın olmak; sözüm ona  “hakkını yedirmemek” adına erkek gibi davranıyorlar. Ama dışarıda güçlü,  hırslı bir tavır sergilerken, içten içe de aslında hor kullanılmayı seviyorlar.   Somurtularak, ihmal edilerek, yeterince özenilmeyerek, aranmayarak, sorulmayarak, dokunulmayarak hor kullanılıyorlar. Bir taraftan köydeki kadını ”aciz” bulurlarken, aslında kendileri, basitçe lügatlerinde “Ne münasebet!” kavramı olmadığı için, kentin tam da göbeğinde acz içinde yaşıyorlar.  Aldatıldıkça, kırıldıkça, aşağılandıkça daha bir bağlanıyor; üstüne üstelik sıkılıp giden, sonra ortalıkta şöyle bir dolandıktan sonra geri gelen erkekleriyle bir küsüp, bir barışmayı da aşk sanıyorlar.

İçgüdülerini yitirmiş biri için en güvenli yer olduğundan, yüzlerinde sentetik bir gülümsemeyle, sözde eşlerine ve çocuklarına, kariyerlerine, entelektüelliğe ya da “kişisel gelişim programlarına” sarılıyorlar. “Acizlikle”, “arsızlık” , bir “azize ile “fahişe” olma durumu dışında bir yol olabileceğini hiç düşünmemekten olsa gerek, bu adeta lanetlenmiş hayatlara boyun eğmeyi de kadın coğrafyasına özgü bir maraz zannediyorlar.

Bir dolu kadın ne sevmenin ne de sevilmenin tadına varmış, mutsuzluğun pençesinde kıvranırken, suratlarına taktıkları sahte maskelerin ardında boşa ömür tüketip, kendilerini kandırmayı marifet sanıyorlar. Evet, ortada kan yok belki ama kanaya kanaya yaşıyorlar.

Hareket etmeleri gerekirken duruyorlar. Razı oldukları bir yaşamı, sanki kendileri seçmiş gibi görünüp, canlarına okuyan hayatlarından bir adım öteye gitmemekle, hareket etmemekle, artık durup durup seyrettikleri aynı filmden bile öğrenmemekle, arayıp bulmamakla, elde etmemekle, olmamakla yıllarını boşa harcıyorlar.

Ben bunu hiç kadınsı bulmuyorum. Daha da ötesi bu yalancı sevgilerle avunma hallerini, bir de bunu “aile”, “fedakârlık” , “anlayış”, “anaçlık” gibi kadınsı bir şekerle kaplamayı, başta kadın doğasına son derece aykırı buluyorum.

Bu özgürlük değil, esaretin ta kendisidir.

Hâlbuki kadınlar da kediler gibi olsalar keşke, aynen kedilerin duruşları, bakışları, dokunuşları, havalandırdıkları o güzelim kuyruklarıyla hiç çekinmeden gerçek bir kadın olmayı başarabildikleri gibi. Bıraksalar güçsüzlüklerini arkasına saklamaya çalıştıkları bu sahte güçlülük gösterilerini de, daha içgüdüsel, daha yumuşak, duygusal tıpkı kediler gibi, şöyle mırıl mırıl, sıcak, oyuncu ve daha fazla dişi olsalar.

Gerçek cesaret ve hakiki özgürlük kadınlar dişil enerjilerine yeniden kavuştuklarında gelecek bence. Bir kadın kendisinin neyi hak ettiğine inanıyorsa onu bulur; bulamadığında ise yaratır zaten. En nihayetinde dışımızda yaşadığımız her şey, içimizde yarattığımız şeylerin yansımasından başka nedir ki?

Hayatın hangi alanında olursa olsun yumuşaklıkla, sıcaklıkla, sevecenlikle, cazibe ve cerbezeyle, sezgiyle yaratmak kadına mahsustur. Kadın olmak cinsellikten ve bedenden öteye uzanan daha derin bir boyut ve gerçeklik taşır. Bir kadın tılsımları, öyküleri, gelgitleri ve tüm sihriyle kadındır. Her yaşta bilge, en gerçekçi durumlarda, sert koşullarda bile hayalperest, içgüdüsel, kâhin, ilham kaynağı, yapıcı, yaratıcı ve mucittir kadın.  Zaman değişir, çağ değişir, döngüler değişir, dönemin simgesel temsilleri değişir ama kadının içsel doğasına ait bu özellikler değişmez. Aksine daha da güçlenerek kuşaktan kuşağa , kolektif bilinçaltıyla aktarılır durur.

Hayat, insanın cesaretine göre büyür ya da küçülür. Dünyanın daha fazla dişi enerjiye, şefkatli, şehvetli, yaratıcı, yumuşak, besleyici, tutkulu, bilge dişi enerjiye ihtiyacı var. Öz doğalarından, kadınlıklarından beslenemedikleri için boşalan içlerini neyle dolduracağını bilemeyen ya da çeşitli anestezilerle kendilerini uyuşturmayı tercih eden kadın dostlarım, ah keşke, bunun bir farkına varsalar.

Bir kadın ve evet her kadın içindeki bu doğal sesi yeniden keşfettiğinde, içinin en derinlerine kaçmış o sokulgan, oyuncu kediyi gün yüzüne çıkardığında ve asıl ondan sonra dışına taşacak o kadınsı mırlamalara hiç aldırmadığında, bu yaratıcı gücün de zaten ona verilmiş olduğunu anlayacaktır. Kadınlığının öz doğasını kucaklayan her kadın, dişi enerjilerinden ve güçlerinden, sezgilerinden, hislerinden, bedeninden ve ruhundan kopuk yaşadığı her güne, asıl önce kendisi şaşacaktır.

 

 

The following two tabs change content below.

Lola Smyrnas

İstanbul, Venedik ve Londra arasında yaşıyor. Roman okumayı, tango yapmayı seviyor. İnsan öyküleri topluyor ve bu anlamda bir hayat koleksiyoneri olduğu söylenebilir. lolasmyrnas@gmail.com

Son Yazıları Lola Smyrnas (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir