chevreulün hayatı kolektomani

Renklerin Simyacısı: Chevreul

19 Mayıs 2015 | Güliz Karaoğlan Vural | genel

 

“Renklerin tam bir özgürlük içinde birbiri içine geçtiği, yeşilin ve kırmızının hâkim olduğu, güzel ve engin bir doğa manzarası düşünelim. Molekül yapılarına göre çeşitli renklere bürünmüş her şeyin, ışık ve gölge oyunlarıyla her saniye değiştiğini, içlerindeki ısının etkisiyle yerinde duramadığını, durmaksızın titreştiğini, kesintisiz ve evrensel hareket yasasını doğrulayarak bütün hatlara devinim verdiğini hayal edelim. Kimi zaman mavi, çoğunlukla da yeşil olan uçsuz bucaksız bir düzlük, göğün sınırlarına dek göz alabildiğine uzanıyor: Deniz, ağaçlar yeşil, çimenler yeşil, yosunlar yeşil; yeşil, bir yılan gibi ağaç gövdelerine tırmanıyor, taze filizler yeşil; yeşil doğanın ana rengidir, çünkü tüm diğer renklerle kolayca birleşir. Gözüme ilk çarpan, kırmızının her yerde, çimenlerin arasındaki gelinciklerde, haşhaşlarda, papağanlarda… Yeşilin şanına şarkılar düzmesi; yalnız ve anlamsız bir hiç olan siyah -eğer varsa- mavi ile kırmızıdan yardım dilenir.” CHARLES BAUDELAIRE*

Baudelaire’in buradaki anlatımı ne denli şiirsel, çağrışımlarıyla ne denli lirik olursa olsun,  Chevreul’ün Ocak 1836 ve Ocak 1838’deki halka açık derslerde sergilenen Renklerin Eşzamanlı Kontrastı hakkındaki bilimsel kuramlarına dayanmaktadır ve sanat ile doğa arasındaki ilişki değişmemiştir.

Kimyanın birçok alanı, Fransız Michel Eugene Chevreul’ün yaşadığı yıllarda (1786-1889) keşfedilmiştir. Kendisi de başarılı bir kimyager olan Chevreul, yağ asitlerini ve birçok kimyasal türü ayrıştıran ilk kişidir. Margarini keşfetmiş, hayvansal yağlar ve tuzdan yapılan sabunun ilk şeklini tasarlamıştır. Bu keşifler, mum sektörüne çok büyük katkılar sağlamıştır. Çalışmalarıyla sanat ve bilim alanlarında yol göstermiştir.  Ayrıca, gerontolojide (yaşlılıkbilim) öncülük eden ve 102 yıl yaşayan Chevreul’ün keşifleri, Avrupa ve ABD’deki pek çok kimyagerlere yol göstermiştir.

Fakat Chevreul asıl ününü, renk üzerine yaptığı deneylerle kazanmıştır. Angers’ta, Fransız İhtilali ve terörün ortasında büyüyen Chevreul, 1793 yılında iki genç kızın idamına tanık oldu. Çocukluğundan birçok kanlı hatıra kaldı ve bu, Chevreul’un politikadan rahatsızlık duymasına sebep oldu. Aynı ismi taşıyan ve 18. yüzyıl tıbbının önde gelen uzmanlarından olan babası Michel gibi tıpla ilgilenmeyen ve kimyayı seçen Michel, özel bir eğitimden sonra Ecole Central’ye gitti. 1799’da Angers’ta dört yıl Yunanca, İtalyanca, Botanik, mineral bilimi, matematik, fizik ve kimya  çalıştı.

1804 yılında proteinleri ve şekerleri ayrıştıran ilk kimyager olan Vauquelin, Chevreul’u kendi laboratuvarına aldı. Burada, 1811 yılına kadar Vauquelin’in küçük laboratuvarında çalıştı ve organik boyalardaki yağların bileşiklerini ayırdı. 24 yaşındayken, Muséum’da (Ulusal Doğa Tarihi Müzesi) Organik Kimya Profesörü olan Chevreul, 1818’de Sophie Davallet ile evlendi. Bir yıl sonra da ileride yargıç ve tarihçi olacak oğlu Henri dünyaya geldi.

1824’te hayatının 61 yılını geçireceği Ulusal Goblen Fabrikası Boya Bölümü direktörlüğüne atandıktan sonra kariyerinde önemli gelişmeler oldu. Chevreul, Goblen’deki (kumaş üzerine renkli iplerin, iğneyle işlenmesi sayesinde resim oluşturulması sanatı) renklerin canlı olmayışı nedeniyle aldığı şikâyetler üzerine, inceleme yaptıktan sonra, problemin kimyasal değil, optik olduğuna karar verdi.

Şikâyetler özellikle siyah rengin mora kaçması, mavi ve açık morun gri ve kahverengi gölgeli gibi görünmesi üzerineydi. Chevreul yan yana gelen renklerin birbirlerinin yoğunluğunu nasıl arttırıp azaltacağına, renk alanlarının nasıl geniş ya da dar görüneceğine ve istenen renk etkisinin tek renkli nokta kümeleriyle nasıl elde edilebileceğine dair birçok örnek vermiştir.

Aynı zamanda renklerin belirli standartlarda olması için renk çemberi hazırlayarak, yüzlerce pastel ton skalası sunmuş ve renk spektrumları hazırlamıştır.

Yan yana duran iki rengin hem ton hem de değerinin değiştiğini tanımlamak için ‘eşzamanlı kontrast’ ifadesini kullanmıştır. Örneğin bu kontrastlığa göre, kırmızı ve mavi yan yana geldiğinde, kırmızı daha açık ve daha turuncu görünürken; mavi daha koyu ve daha mor görünecektir.

Chevreul, gözün aynı anda iki ardışık renge bakması durumunda, bu renklerin hem optik kompozisyon hem de renk tonu açısından farklı göründüğünü söylemiştir.

Avrupa’da resim sanatı, özellikle Empresyonizm (İzlenimcilik), Post-Empresyonizm (Yeni İzlenimcilik) ve Puantilizm (Noktacılık) üzerinde büyük etkisi olmuştur. Chevreul’den etkilenen Delacroix’nın renk konusundaki düşünceleri ise Empresyonizm üzerinde büyük etki yaratmıştır.

Empresyonizm (İzlenimcilik)

Modern sanatın doğuşunu müjdeleyen bir akım olarak anılır. Bunun sebebi, köklü geleneklere karşı geliştirdiği yaklaşımlardır. Doğadaki unsurların kişinin içinde oluşturduğu izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. İzlenimci sanatçılar, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimle resme aktarmayı benimsemişlerdir. ‘İzlenimcilik’ terimi, Claude Monet’nin ‘İzlenim’ (Gündoğumu) adlı resminden gelmektedir. Monet resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerdeki noktalarla istediği izlenimi uyandıracak ışık ve renk etkisini yaratmayı başarmıştır. Temsilcileri; Claude Monet, Alfred Sisley, Camille Pissaro, Armand Guillaumin, Berthe Morizot, Frederic Bazille, Paul Cezanne -Edgar Degas, Renoir gibi önemli sanatçılardır.

Post Empresyonizm- (Yeni İzlenimcilik)

Yeni İzlenimciler, doğayı kopyalama anlayışından uzaklaşarak, sanatın içsel doğasına ağırlık vermek ve duygusal dışavurumlara daha fazla yer vermek kaygısı güdüyorlardı. İzlenimcilik akımının kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kendi kişiselliklerini katmak istiyorlardı. Zamanla kişisel anlatım, resimlerine yansıdı. İzlenimciliğin canlı ve parlak renkleri yanında, gelenekselin dışına çıkan konu anlayışı da bu sanatçıları etkilemeyi sürdürdü. Post Empresyonizm daha sonra yerini Fovizm ve Kübizm’e bırakarak, bu yeni akımlara da öncülük etmiştir. Michel Eugene Chevreul, fizik alanında, renk ve renk efektleri üzerine çok önemli buluşlar yaptı ve yayınladı.Post Empresyonistler renk seçimlerini Chevreul’un 72 parçadan oluşan renk diyagramına göre yaptılar. Temsilcileri; Georges Seurat, Paul Cézanne, Paul Signac, Vincent van Gogh, Paul Gauguin, Henri de Toulouse-Lautrec gibi önemli isimlerdir.

Puantilizm (Noktacılık)

Fransız, Yeni İzlenimci ressamlar tarafından yaygın olarak kullanılmış̧ bir resim tekniği olarak ortaya çıktı. Bu teknikte, ana renkler birbirine çok yakın bir şekilde uygulanırlar. Uzaktan bakıldığında, bu renk noktaları, optik algılama ile karışır. Fiziksel olarak birbirine karıştırılmış boyalardan çok daha parlak gözükürler. Tekniğin lideri Georges Seurat, 1906’da, Noktacılık tekniğine ve Chevreul’ün renk ilkelerine ilgi duymaya başlamış, optik bilimindeki yeni gelişmeleri incelemiş, “Eş Zamanlı Renk Kontrastları Kuramı” hakkında bilgisini geliştirmek için Chevreul ile görüşmüştür.

Seurat, resim sanatını bilimsel bir disipline oturtmayı amaçlamış, İzlenimciler’in de ilgilendiği ışığın parçalanması sorununun, bilimsel yollarla çözülebileceğini ileri sürmüştür. Seurat, resimde daha geniş bir renk bütünlüğü elde etmek için boyaları karıştırmak yerine, temel renkleri küçük noktalar hâlinde yan yana kullanarak, tabloya uzaktan bakıldığında gözün kendiliğinden bu noktaları karıştırabileceğini savunmuştur. Seurat Noktacılık’ı ve İzlenimci mantığı, potasında çok iyi eritmiş, kendi özgün tarzını ortaya çıkarmıştır.

Seurat 32 yaşında ölünce Puantilizm akımını Paul Signac (1863-1935) sürdürdü. Onun metodu Seurat’ınkinden daha bilimsel, renk açısından daha zengin ve daha aydınlıktı. Bu tekniği başarıyla kullanan ressamlar, resimlerine verdikleri hareketin gücünü yine Chevreul’ün renk tavsiyelerinden almışlardır. Puantilist’ler Chevreul’e çok şey borçludurlar. Pisarro, Henri Matisse ve Henri-Edmond Cross da bu akımdan etkilenmiştir.

Teknolojinin gelişimi, sanatsal üretimi etkisi altına alması kaçınılmaz bir süreç olmuştur ve sanatta köklü değişikliklere neden olacaktır. Fotoğraf makinesinin icadı, İzlenimciler üzerinde oldukça etkili olmuştur. Yakın çekim, hızlı geçen anı yakalayan çekim gibi fotoğraf teknikleri, sanatçılara resimde de aynı şeyleri yapma ilhamı vermiş, ışığın ve yansımaların ani etkileri, Empresyonist sanatçıların nesnelere bakışını değiştirmiştir.

“Fotoğraf o dönemde siyah- beyaz baskılar veriyordu. Sanatçılar ise parlak ve değişik renklerde ışığın değişik etkilerinden yararlanarak daha iyisini yapabilir, yaşamın ve görülenlerin anlığını ve doğallığını yakalayabilirdi.” (Maurice Serullaz,1991,64)

Örneğin “Empresyonist Edgar Degas fotoğrafla yakalanmış görünümleri veren resimler yapmıştır.” (Antmen 2009,24)

Günümüzün televizyon ve bilgisayar ekranlarının çalışma prensibi de aslında puantilisttir. Çünkü bu cihazlarda çok sayıda küçük, kırmızı (R), yeşil (G) ve mavi (B) nokta bir araya getirilerek, geniş bir renk paleti yaratılmıştır.

Chevreul, renklerin kontrastına ait bulduğu kanunda şöyle der: “Her renk daima yanında bulunan bir rengin tümler rengi ile renklenir ve ona çalar.” Mesela, sarı ile mavi yan yana geldiği zaman sarı renk, yanındaki mavinin tümleri olan turuncuya çalar. Aynı şekilde mavi renk de yanındaki sarı rengin tümleri olan mor renge çalar. Şimdi diyeceksiniz ki, tayftaki renklere göre sarının tümleri mavi, mavinin tümleri de sarıdır. Peki, nasıl oluyor da, bu iki renk yan yana getirildiği zaman, mavi renk mora, sarı renk de turuncuya çalıyor? Bunun açıklaması şu şekildedir. Spektrum solar (tayf)’ a göre sarı rengin tümleri mavi, mavi rengin tümleri de sarıdır. Bu iki renk yan yana getirildiği zaman, mavi renk kendi tümleri olan sarı renk ile sarıyı, sarı renk de kendi tümleri olan mavi renk ile maviyi aydınlatır. Bu 15 renklerin aydınlattığı alanlarda renkler çakışarak (sarı+sarı renk), iki sarı renkte de ortak olan yeşil rengin miktarını, kendi yapılarında bulunan yeşil rengin miktarına göre orantılarlar. Yeşil rengin değerinin azalması sonucu da bu kısımlar turuncu renkte gözükür. Aynı şey mavi için de geçerlidir. Üst üste binen iki mavi renk etkisi birbirini kuvvetlendirir. Bu kuvvet, normalde iki mavi rengin kroma (berraklık) değerlerinin toplamı kadardır. Bu iki rengin kroma değerinin toplamı, maksimum kroma değerinden fazla olursa, bu sefer bu mavi renk spektrum solar da kendi dalga boyundan büyük olan en yakın ana (birincil) renk olan kırmızı renge doğru bir geçiş sergiler, yani fazla olan kroma miktarını kırmızı renk ile dengeler. Bunun sonucunda da mor (kırmızı + mavi = mor) renk etkisi meydana gelir.

Chevreul müzenin yönetici pozisyonunu 93 yaşına kadar korudu. 97 yaşında 1883’te fabrikayı bıraktı ve profesör olarak devam etti. 102 yıl yaşamış olan Chevreul, ölümüne kadar; Eiffel Kulesi’nin inşası, fotoğrafın gelişmesi vb. bütün yeniliklere ilgi göstermiştir. 1886’da 100. doğum gününde Félix Nadar tarafından, kendisiyle, tarihteki ilk fotoğraflı röportaj gerçekleştirilmiştir.

KAYNAKÇA

*CHARLES BAUDELAIRE, Modern Hayatın Ressamı, İletişim Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 2013

*M.SERULLAZ, Empresyonizm Sanat Ansiklopedisi, İstanbul, Remzi Kitapevi, 1998

*SEDEF ACAR, LEYLA YILDIRIM, Tekstil Tasarım Eğitiminde “Tapestry”lerde Renk Uygulamalarına Bir    Örnek, Akdeniz Üniversitesi G.S.F “Uluslararası Moda ve Tekstil Tasarımı Sempozyumu” 08-10 Ekim 2012

*MERAL PER, Renk Teorilerine Tarihsel Bakış, Yedi; Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, 2012 Sayı:8

*GAMZE BAŞARAN, 1914 Kuşağı Türk Ressamlarının Empresyonist Eğilimleri, Okan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Mart 2014, İstanbul

*İ.ŞAMİL YAMAN, TAHİR EKİM, SERPİL SUNGUR, CEYHAN ÖZER, Çağdaş Dünya Sanatı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1.Baskı, 2012

*HATİCE SABAHAT, 20.YY’ın ilk yarısında Avrupa Sanatı ve Soyut Resmin Öncüsü V.Kandisky, Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Ana Bilim Dalı, Sivas, 2012

*ÖZLEM DOĞAN, AFAK CAFEROVA, N.K.Akse’in Minyatürler İsimli Eserinde İzlenimcilik Etkisi, E-Journal Of New Word Sciences Academy, 2015

* MEGEP, Renk Hazırlama 1, Ankara, 2006 Sayfa:11

*A.ANTMEN, 20.YY. Batı Sanatında Akımlar, 2009, İstanbul, Sel Yayıncılık

*http://tr.wikipedia.org/wiki/Michel-Eug%C3%A8ne_Chevreul

The following two tabs change content below.

Güliz Karaoğlan Vural

Anlatım dili olarak fotoğrafın gücüne inandığı için objektifin arkasında olmayı tercih eden Güliz Vural, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümüne girdi. Uzun yıllar Zaman Gazetesi, Nokta dergisi ve Aktüel dergisinde foto muhabir olarak çalıştı. Hiçbir şeyin gerçeğe fotoğraf kadar yakın olmadığını, fotoğrafların da bu dünyayı değiştirebilecek kadar güçlü olduğuna inanıyor.

Son Yazıları Güliz Karaoğlan Vural (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir