Sabun Kutusu Etiketlerinin Renkli Dünyası

30 Mart 2013 | Aybala - Nejat Yentürk | dosya

İlk deterjanların keşfedilip 1920’lerde  kullanımının yaygınlaşmasına dek çamaşırlar kalıp sabunlarla ya da bizim arap sabunu dediğimiz macun kıvamında sabunlarla yıkanmaktaydı. 19. yüzyıl sonundan başlayarak beden temizliğinde kullanılan tuvalet sabunları ambalajları ve bileşimleri bakımından çamaşır sabunlarıyla yollarını alabildiğine ayırdılar.

Bilindiği üzere sabunun bileşimini temelde hayvansal ya da bitkisel yağlarla kuvvetli alkaliler oluşturur. Bu formüle ilk kezüçüncü binyılın sonlarından bugüne ulaşan bir Sümer kil tabletinde rastlıyoruz. Coğrafyanın imkan tanıdığı ölçüde bulunabilen her türlü yağdan sabun yapılabilir: Hayvan içyağından balık yağına, keten ve kenevir yağından kolza yağına, zeytinyağından, palmiye yağı, koko yağı, badem yağı, fındıkyağına kadar çok çeşitli yağlar kullanılabilir. Kimya alanındaki gelişmelere ve sınai üretimde çok yol  kat edilmiş olmasına rağmen temelde sabun tarif pek fazla değişiklik göstermemiştir.

Sabunun Osmanlı toplumundaki yerini ve Avrupa’daki öyküsünü başka incelemelerimizde ele alacağımızdan bu yazımızı Fransız tuvalet sabun ambalajlarıyla sınırlamak istiyoruz. Hıristiyan Avrupa’nın su ve sabun aracılığıyla bedeni temizlemeye takındığı mesafeli tutum yüzünden, sabun Avrupa’da ancak 19. yüzyıla gelindiğinde vücut bakımında yaygın olarak kullanılmaya başladı. Yüzyıllar boyunca ancak hekimlerin tavsiyesi üzerine su ile yıkanılabilen bir kültürde beden temizliğinde sabun kullanılmasının çok sınırlı kaldığı; bu yüzden sabunların aslında dar bir çevrenin sınırlı olarak başvurduğu “güzellik” temin eden lüks ürünler olduklarını akıldan çıkarmamak gerekir.

Suyun ve sabunun kişisel hijyen üzerine olumlu etkilerinin bilim çevrelerinden başlayarak toplumda yandaş bulması ve kimya alanındaki gelişmelerle yüksek kaliteli ve daha ucuz sabunlar üretilmeye başlanması sabun tüketiminin artmasını sağlayacaktı. Ancak yıllık sabun tüketiminin toplumların gelişmişlik göstergelerinden biri olduğu günümüzde o yılların Avrupası’na ilişkin rakamlar pek parlak değildi ama sanırız umut vaat ediyordu. Bu dönemde sabun içerisindeki alkalilerin cilt üzerindeki kurutucu, tahriş edici etkileri fark edilmeye başladıktan sonra beden temizliğinde kullanılmak üzere ayrı bir sabun formülasyonu arayışı gerekmiştir. Cilt üzerindeki yağ ve tozların oluşturduğu kirleri, ölü hücreleri cilt üzerinden kaldırmak kadar, özellikle kuru ciltler için cilt üzerindeki yağın tamamını almadan cildi temizleyebilen, hatta nemlendirebilen formül arayışlarına gidilmiştir. Sabunun karakterini bu yönde iyileştirmek için sabuna lanolin, mum, vazelin, kazein, albumin eklenmiştir. Bu aşamadan sonra bu tür sabunlartuvalet sabunu” olarak adlandırılmıştır. Formüllerdeki bu yenilik, tuvalet sabunlarına parfüm katılmasını da beraberinde getirmiş; sabun sadece sabuncuların ilgilendiği bir meta olmaktan çıkmış, parfümeri endüstrisinin özel ilgi duyduğu bir alan haline gelmiştir. Ayrıca tuvalet sabunlarına kokularına uygun olarak renklendirilmiş; pembe, kırmızı, eflatun ve yeşil sabunlar son bir yenilik olarak şık ambalajlara sokulmuşlardır. Kilo ile ya da açıkta kalıp olarak satılan sabunlarla karşılaştırıldığında bu yeni kuşak sabunlar 19. yüzyıl sonunda, yeni bir tüketim alanı açmışlardır.

Doğaldır ki hijyenin ve cilt bakımının bulunduğu yerde zevkin olmaması düşünülemezdi. Dönemin sabun üreticileri, müşterilerini temizliğin güzelliğe eş olduğuna ikna etmek istercesine son derece görsel ve şık etiketler kullandılar. O günlere ait sabun etiketleri, şıklık yarışında parfüm, pudra gibi kozmetik malzemelerin etiketleriyle yarışırlar. Hatta bazen sabun etiketleri büyük boyutlarının sağladığı olanaklarla dönemin görsel beğenilerini daha iyi yansıtırlar.

Paris Ambalajlarındaki Doğu

Avrupa kültüründe 19. yüzyıl sonunda belirgin bir moda yaratan Doğu esintisi, sadece dekoratif sanatlarla sınırlı kalmayarak her alanda kendisini hissettirmiş, tiyatro ve bale aracılığıyla giyim kuşam modalarında, resim, heykel, hatta edebiyatta büyük etkiler gözlenmiştir. Avrupa sanatına gelen bu yenilikten, grafik sanatlar, özellikle bu dönemde ivme alan parfümeri endüstrisinin sayılamayacak denli çeşitlenmiş ürünleri yaratmayı bilmişlerdir; parfümler kadar sabunlar da oryantal isimlerle, oryantal motiflerle piyasaya sürülmüşlerdir. Yine bu dönemde ürün etiketlerindeki artistik ve teknik kalite daha önce rastlanmadık ölçüdedir.

Çok sayıda üreticinin yer aldığı ve rekabetin yoğun yaşandığı dönemin parfümeri sektöründe, ürünlerinin fark edilmesi ve ön plana çıkması için üreticiler her anlamda birbirleriyle yarış halindedirler.

Biçim olarak birbirinin aynı karton kutularda satışa sunulan ve ürün özellikleri bakımından birbirine çok yakın olan sabunların tüketici gözünde farklılaşmasını sağlamak, ancak bu çok şık ve renkli etiket tasarımları ile mümkündü. Etiket ne kadar güzel, şık ve kaliteli olursa, ürüne olumlu etkisi o kadar çok olmakta, tüketicilerde satın alma isteği uyandırmaktaydı.

Sabun etiketlerinde başarıyı yakalamak, görsel zenginlikteki desenlerin çizilmesi ile başlayıp birden fazla baskı tekniğinin bir arada kullanılması ile devam eden titiz bir süreçti. Genelde canlı renkler ve dore yoğunlukla kullanılıyordu. Gofraj ise vazgeçilmez bir unsurdu. Bugünün koleksiyoncusu için fes etiketleri kadar büyük alana sahi bu etiketlerdeki detaylarda yakalanan zenginlik göz kamaştırıcıdır.

Dönemin tuvalet sabunları genellikle üç, bazen altı sabun içeren kutular içinde piyasaya sürülürlerdi. Kokularının değişmemesi ve parfümlerini kaybetmemeleri için kurutulan sabunlar, üç kat kağıda sarılırdı; ipek kağıt, adi kağıt ve üzerinde sabunun kalitesinin ve üreticisinin yazılı olduğu küçük bir etiket bulunan parlak kağıt. Extra-fin sabunlar kokularını daha iyi saklasınlar diye ayrıca kalaylı kağıda da sarılırlardı. Bu dönem tuvalet sabunlarının hemen tamamı renkliydi ve renklerin, kokusunu taşıdığı çiçeklerle aynı olmasına dikkat edilirdi.

Görsel malzeme; Aybala – Nejat Yentürk koleksiyonu

Kaynakça:

  1. Julien Lefevre, Savons et Bougies, Paris, 1894
  2. Christie Mayer Lefkovith, The Art of Parfume, London, 1998
  3. Mithat Onat, Teorik ve Pratik Sabunculuk ve Yağ Tasfiye Usulleri, İstanbul, 1936.        

Makalenin alındığı kaynak: Collection dergisi, 2003, S.11

The following two tabs change content below.

Aybala - Nejat Yentürk

Son Yazıları Aybala - Nejat Yentürk (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir