Şıklığın ve Batılılığın Simgesi Baston

15 Mart 2016 | Gülderen Bölük | gündelik yaşam

Giséle Freund, burjuvazinin gelişmeye başlamasıyla artık ideal tipin hükümdar değil, burjuva tipi olduğunu belirtir. Böylece dantelli kıyafet ve peruğun yerini redingot ve silindir şapkanın aldığını, kılıcın da yerini bastona bıraktığını söyler. Bizde silindir şapka çok kullanılmasa da baston Batılılık ifadesi olarak bolca kullanılmıştır.

Bastondan çok daha evvel revaçta olan asa ise ihtiyaç olarak kullanıldığı kadar, memuriyetin simgesi bir alamet olarak da tercih edilmiştir. Yeniçeri ağası, büyük rütbeli zabitler, Divan-ı Hümayunda görevli büyük memurlar, sadrazam, vezir, şeyhülislam, ulema ve tarikat şeyhleri mevkilerine uygun olarak asa kullanmışlardır. Bastona göre biraz daha uzundurlar ve tepesi genellikle bir topuzla biter.  Abanoz ve gül ağacından yapılmış, son derece kıymetli olan asalar da üretilmiştir.

Baston yapımında kullanılan çeşitli ağaçlar içinde en makbul olanları ise; abanoz, gül, bambu ve kiraz ağaçlarıdır. Bazı bastonların sap kısımlarında kullanılmış olan altın, gümüş, abanoz,  fildişi gibi pahada ağır madenler ve doğal malzemeler, titiz bir işçilikle üretilerek adeta bu aksesuarları bir sanat eserine dönüştürmüştür.

Reşat Ekrem Koçu, bizde asa yerine baston kullanan ilk kişinin, Batılılaşma yolunda ilk kıyafet devrimini de yapan Sultan II. Mahmut olduğunu belirtir. Ulema sınıfından ise Kethüdazâde Hoca Ahmet Arif Efendidir. Koçu,  bu aydın ve nüktedan din bilginiyle ilgili bir de hikâye aktarır;  Kendisine “Bu Frenk değneğini niçin kullanıyorsun?” diye soran bir yobaza hoca gülerek “Üzülme, ben onu sünnet ettirdim, Müslüman oldu” diye karşılık verir.

Baston, II. Abdülhamit devrinde dayanak olmaktan iyice uzaklaşır ve kullanan kişiyi ayak takımından ayıran bir alafrangalık simgesi haline gelir. O dönemde yaşlı, genç tüm memurlar baston kullanmaya başlar. İyi bir marangoz olarak bilinen II. Abdülhamit de gül ve kiraz ağacından zarif bastonlar yaparak sevdiklerine hediye eder.  Hatta Yunan Harbinde yaralanan askerlere sarayda ziyafet verdikten sonra, bacaklarından sakatlananlara kendi yaptığı bastonlardan hediye ettiği de bilgiler arasındadır. O dönemde bastonlar öyle yaygınlaşır ki Batılılık ve şıklık unsuru olarak kantolara ve şarkılara da konu olur.  Şevki Beyin bestelediği şarkının sözleri şöyledir;

 Nev zuhur gözlükler, nadide baston bende var.

Giydiğim elbise dibayı cana Mir yapar

Sen beğenmezsen benim şıklıkta emsalim mi var

Çeşmi mestim bak bana, ben şık değil de ya neyim?

Virginia Hanımın nihavent kantosunun sözleri ise şöyle;

Ben şıkım, gözleri süzerim                                                                                                             

Beyoğlu’nda daim şık gezerim                                                                                                       

Karnavalda ben de maske giyerim

Matmazellerle kol kola dans ederim

Ben şıkım balolara hep giderim.

Kaş oynatır gözlerimi süzerim

Glase iskarpin modadır moda

Güzel matmazeller benimle baloda

Danstan sonra eğlenirim büfede

Şıklıkta yektayım, gayetle hoppayım

Pek şık gezerim hem de alafranga

Elde baston gözde gözlük moda

Gezerim daima böyle baloda” şeklindedir.

Dönemin yaşayışıyla ilgili bilgiler veren bu şarkı sözlerinden bir tanesi de Şamran Hanımın kantosudur;

Pek çok gezerim, hem de çok gezerim

Etrafıma her dem gözler süzerim

Söverim der bazı zevzekler

Hiç kimseye ben asla kulak asmam

Etrafıma ben asla bakmam

Şimdi modadır hem pek arnuvudur                                                                                                           

Gözde gözlük elde baston, çekilir pardon

İskarpin glase, elde yelpaze

Kendime isterim böyle maşuka.

Bilgiler, o dönemde en zarif bastonların ülkemize Viyana, Paris ve Londra’dan geldiği yönündedir. Birinci Dünya Savaşı sona ererken, gençler arasında bambu-kamış bastonlar moda olur. Bu durumu ölümsüzleştirmek isteyenler ise soluğu fotoğrafhanede alarak bastonuyla poz verir.

Ancak baston modası 1930’lara kadar sürer. Bu tarihten sonra, ihtiyaç duyanlar için bir dayanak olur.

Baston deyince ülkemizde ilk akla gelen yer ise Devrek’tir.  Zonguldak iline bağlı bu şirin ilçede, titiz bir el işçilikle üretilen  bastonlar, Devrek’i bir çekim merkezi haline getirmiştir.   1984 yılından itibaren her yıl düzenlenen baston festival de yörenin ve bastonların ününü ülke sınırlarının ötesine taşmıştır.

Görüldüğü üzere, eskiden tüm kültürlerde olduğu gibi bizde de birçok eşya, işlevinden daha fazla anlam yüklenmiştir.  Bastonlar da kimilerince asanın ve onun temsil ettiği şeylerin karşısında bir tehdit olarak algılanmış, kimilerince de Batının simgesi bir obje olarak Avrupailiğin simgesine haline gelmiştir.  Şimdilerde ise yalın işlevine geri dönmüş gibi duruyor. Yarın ne olacağı bilinmez ama kıymetli madenlerden üretilmiş, değerli taşlarla süslemiş ve büyük bir titizlikle üretilmiş eski bastonlar, geçmişten bir sayfa olarak hikâyeleriyle birlikte müzelerde ve koleksiyonlarda yerini çoktan aldı.

Kaynak:

Koçu,  Giyim Kuşam, Süslenme Sözlüğü

Freund,  Fotoğraf ve Toplum

The following two tabs change content below.

Gülderen Bölük

1987 yılında İstanbul Bulvar Tiyatrosu'nda çocuk oyunları ekibinde tiyatro çalışmalarına başladı. 1995 yılına kadar bu tiyatroda birçok eserde ve çocuk oyununda rol aldı. 1998 yılında Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda biz sezon sahne aldı. 2002 senesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Gösteri Sanatları Merkezi, Tiyatro Yazarlığı ve Yönetmenliği’nden mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi, Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı bitirdi.2002 yılında İğne Deliği Sanat Atölyesi’ni kurdu ve atölyede verdiği fotoğraf derslerinin yanı sıra birçok etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda dia gösterileri ve sergilerde yer aldı, konferanslar verdi. Uzun yıllardır Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ait fotoğraf koleksiyonu yapan Bölük, bu konudaki araştırmalarını makaleler şeklinde kaleme aldı. Yazıları Newsweek, Aktüel, Collection, Popüler Tarih, Toplumsal Tarih, On Air, Jet Life, Fotoğraf Dergisi gibi birçok dergide yayımlandı. 2003 yılında Collection Kulübü'ne üye olan Bölük, kulüp üyeleriyle beraber; pek çok koleksiyon sergisinde yer aldı 2006 yılında Devlet Fotoğraf Yarışmasında “Başarı” ödülü aldı. Birçok eseri sergilenmeye değer bulundu.2009 yılında Kültür A.Ş. tarafından "İstanbul'un 100 Fotoğrafçısı" adlı kitabı yayımlandı. Fotoğraf Tarihi alanında birçok konferans verdi. 2010 yılında Marmara Üniversitesi, Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Üç yıla yakın bir süredir Fotoğraf Dergisi'nde Foto Bellek adlı köşesinde fotoğrafa dair Osmanlı Dönemi'nden kalan belgelerin çevirisini yapmaktadır. 2014 Yılında ikinci kitabı Fotoğrafın Serüveni, Kapı Yayınları tarafından yayımlandı. 1993 yılından bu yana anaokullarında yaratıcı drama ve tiyatro eğitimi vermektedir.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir