Tılsımlı Mühürler ve Şifa Tasları

01 Temmuz 2014 | Yasemin Masaracı | gündelik yaşam

İslamiyet’in ilk yıllarında hastalıkların tedavisi ve onlardan korunma, genellikle ruhi ve manevi yolla yapılmış, tılsımlar bu yolda önemli bir işlev üstlenmişlerdir. Hz. Muhammed’in büyüyü yasaklamakla birlikte muska kullanılmasına, nazara, yılan ve akrep sokmasına ve genel olarak hastalıklara karşı nefes etmeye (okuyup üflemeye) izin verdiği bilinir. Tılsımlar yüzyıllar boyu çoğu insanın çaresizliğine çara olmuş, güçsüzlüğüne güç vermiş, belki de kimilerinin yalnızlığına dost aramak için sığınıp nefes aldığı, koruyucu gücünün altında kendini güvende hissettiği bir korunak görevi üstlenmiştir.

Tılsımlı mühürler, üzerine vefkler, koruyucu ve uğur getirici olduğuna inanılan çeşitli kelimeler, dua, sure ve ayet de kazınmış bir tür muska özelliğindedir. Bunların çoğunda da gerçek yardım ve şifanın Allah’tan geleceği ile ilgili ayet, hadis ve ifadelere rastlanması her ne kadar olağanüstü güçler harekete geçirilecekse de istenen sonuca ulaşmanın ancak Allah yardımı ile olabileceğinin unutulmamasının istenmesindendir. Bir başka söylemle, dinden güç alınarak dine karşı olunmadığı, aksine dini öğelerle de desteklenerek güçlerinin arttığı sonucuna varılabilir.

Formları bakımından çeşitlilik gösteren tılsımlı mühürlerde, besmele, nazar ayeti, Allah’ın kimi sıfat ve isimleri, dört büyük melek, Ashab-ı Kehf’in isimleri sıkça karşılaşılan unsurlar olmasının yanı sıra harfler, rakamlar, cin adları ve özel işaretler de üzerinde kullanılanlar arasında bulunmaktadır.

Yine bu mühürlerin üzerindeki ayni düzenlemelerin seri üretimle yapıldığı göz önüne alınırsa da bir anlamda matbaanın yaygınlaşmadığı dönemde tılsımların çoğalmasında önemli bir görev üstlenmiş oldukları görülmektedir.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde İstanbul mühürcü esnafından söz ederken mühür kazıcılarını üç bölümde anlatmaktadır. Şifa ve tılsım için mühür kazıyanlar üçüncü bölüme girmekte olup, Evliya Çelebi bunlara Esnaf-ı mühürkünan-ı sim heykel unvanı vermektedir. Yine onlar hakkında “bunlar mühür tılsımat kazır, başka bir esnaftır, akik-i yemeniyi kazımazlar” diye bize tanımlamaktadır.

Hastalık İlacı Şifa Tasları

Tıp ilminin gelişmediği ya da çeşitli nedenlerle giremediği yörelerde insanlar, hastalıklara karşı kayıtsız kalamamışlar, bu nedenle belli dönemlerde bilimsel teknik ve tedavi yöntemleri yerine, içlerinde bulundukları toplumun inanış ve geleneklerine göre mistik, ilkel yöntemlerle hastalıklarla mücadeleye girişmişlerdir.  İşte şifa tasları bu tarz ruhsal, moral tedavi yöntemlerinden birini gerçekleştirmek üzere kullanılmışlardır.

Bunlar, çeşitli koruyucu ve iyileştirici etkisi olduğuna inanılan, çeşitli ayet, dua, tılsımlı düzenlemeler (vefkler rakamlar ve yazılar) semboller, gezegen ve Zodyak kuşağı tasvirleri ile bezenmiş, genellikle madenden (bakır, pirinç veya bronz) ve bazen de pek az olarak topraktan yapılmış su taslarıdır.

İnanca göre bu tastan su içen insanlar ve hatta hyvanlar (koyun, keçi) yakalandığı hastalıktan kurtulmaktadır. Çiçek hastalığında kullanıldığında çiçek tası, korkudan oluşmuş, kekemelik gibi hastalıklarda kullanıldığında korku tası olarak isimlendirildiği bilinmektedir.

Çoğunlukla ülkemizde yapılmış olmaları, gerek biçimleri, gerekse içine ve dışına yazılmış yazı teknikleri bakımından açıkça anlaşılmasıyla birlikte, bazılarının Mekke ve Medine’den geldiğinin şüphesiz olduğu yine taslarda kullanılan biçim ve yazı tekniği bakımından ayırt etmekteyiz.

Bu tasların üzerlerinde tarih olanların dışındakilere yaş belirlememiz oldukça zor. Bazı efsanelere göre bunların başlangıcı Müslümanlığın ilk yıllarına kadar inebilmekte. Bu efsanelerden biri şöyle: Gayrimüslimler peygambere sihir yapmışlar ve peygamber bu sihirle gitgide zayıflamaya başlamış. Mescid-i saadete oturup hastalığını düşünürken Allah Cebrail aracılığıyla Peygambere seslenir: “Ey Muhammed sen hastalığına çok üzülüyorsun ama hastalığın pek önemli değil, düşmanların sana sihir yaptılar. Bu tasa yazı yazıp su içilmeyen bir kuyuya atın. Bunu oradan tekrar çıkarıp şu ayetleri temiz bir su üzerine okuyarak o suyu iç, sihir bozulacaktır.”

Peygamber denilenleri yaparak iyi olmuştur. İşte o zamandan bu yana ayetler tas üzerine yazılmaya devam etmiş ve günümüze kadar gelmiş. Bu efsaneden bir tarih çıkarmak bize bir yarar sağlamayacak olsa bile, gerçek olan bir şey varsa o da Kuran’dan alınan ayetlerin taslar üzerine yazılması. Bu da bu tasların İslamiyet’ten sonra çıktığını bize ispatlamakta.

Şifa tasları form bakımından Türk hamam taslarına, dolayısıyla Gordion’da bulunan Frig taslarına çok benzer. Aralarındaki fark ise şifa taslarının içlerinin çiçek veya diğer şekillerle süslenmiş olmayıp ayetlerle bezenmiş olması. Bu tasların ortasında genellikle göbek kısmı bulunmakta, bu göbek içine konan suyun etrafa sıçramamasını sağladığı gibi tası elle tutarken parmağın kavrayacağı yer görevini de yapmakta. Yine şifa taslarına benzeyen sebil, hamamlarda kullanılan taslar olsa da bunların içlerinde ayetler yazılı olmadığı gibi çoğunun altı düzdür.

Gelelim şifa tası kullanırken nelere dikkat edileceğine… Bunun da kendine göre kuralları var elbette. Bir kere su, herhangi bir su olmayacak; kıbleye karşı akan bir çeşmeden, gün doğmadan önce su alınacak, su alınırken köpeklerin görmemesine dikkat edilecek. Alınan suyun bir damlası bile yere dökülmeyecek ve son olarak da ayın ilk Çarşamba günü su alınırsa sonucun daha kesin olacağına inanılmış.

Kimi zaman bu taslara normal suyun yanı sıra yağmur suyu hatta bal, pekmez şerbeti de konulduğu olurdu. Bal şerbeti konulmasının sebebi ise Kuran’daki “onda, balda insanlar için şifa vardır” anlamındaki ayet olsa gerekti. Tabii bu arada yöntemler yörelere göre değişiklikler göstermekteydi.

Toplumların geleneksel inançlarıyla koşut giden bu uygulamaların tümünde bilgelik aramak ne denli sakıncalı ise onları büsbütün geçersiz saymak da o denli yanlış olabilir. Bu inançların bir kısmı sağlığa hiçbir katkıda bulunmaz ama önemli bir zarar da vermezler. Hatta kimi zaman o hastalık için bir şeyler yapılmış olması duygusu rahatlama getirir. Tabii ki bu rahatlamanın ancak yapılacak tıbbi tedaviyi geciktirmediği sürece zararsız olduğunun da göz önünde bulundurulması ve her durumda bilimsel kuşkuculuğun elden bırakılmaması kaydıyla.

Kaynakça:

Acar, Şinasi. Tılsımların Gizemleri, Antik Dekor, s. 62, İstanbul, 2001

Aksoy, Osman. Şifa Tasları, Türk Etnografya Dergisi, s. 14, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1974

Masaracı, Yasemin. Halk Sanatında Nazar ve Şifa İnancı, Sanat ve İnanç Sempozyumu, Mimar Sinan Üniversitesi

Not: Bu yazı ilk olarak Collection dergisi 17. sayısında yayımlanmıştır.

The following two tabs change content below.

Yasemin Masaracı

İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'nden mezun oldu. Aynı bölümün Halı Kilim Eski Kumaş Desenleri Ana Sanat Dalı'ndan yüksek lisans diploması aldı. Birçok sergiye minyatür ve tezhip çalışmalarıyla katıldı. Bir süre desinatörlük ve grafikerlik yaptı. 1991 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Şehir Müzesi’nde danışman olarak başladığı müzecilik çalışmalarını, belli sürelerle müze araştırmacısı ve yöneticisi olarak sürdürdü. Birçok müze sergisinin projelendirme çalışmalarında bulundu. Sergi küratörlüğü yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Aşiyan, Atatürk ve Tanzimat müzelerinde envanterleme çalışmalarında ve sayım komisyonlarında görev aldı. 2005 ve 2007 yılları arasında yine İBB’ye bağlı olan Karikatür ve Mizah Müzesi’nin yöneticiliğini yaptı. Bu müzelerin koleksiyonları ve belediyenin müze çalışmaları ile ilgili ulusal ve uluslararası sempozyumlarda bildiriler sundu. Çeşitli yayın organlarında yazıları ve röportajları yayınlandı. Halen Şehir Müzesi yöneticiliğini yapmaktadır. Müzecilik Meslek Kuruluşu Derneği ,Collection Club üyesi olup, yönetim kurullarında çalışmaktadır.

Son Yazıları Yasemin Masaracı (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir