Viktoryen, Yenilikçi ve Cesur: Julia Margaret Cameron

08 Aralık 2015 | kolektomani | özel dosya

Victoria & Albert Müzesi, 28 Kasım  2015 – 21 Şubat 2016 tarihleri arasında, 19. yüzyılın en yenilikçi kadın fotoğrafçılarından birine yer veriyor. Julia Margaret Cameron’ın, müze koleksiyonlarından seçilen 100’u aşkın fotoğrafını, retrospektif bir bakış açısıyla gözler önüne seren sergi, 1865 yılında onun ilk ve tek müze sergisini gerçekleştiren V&A Müzesi’nin kurucusu Sir Henry Cole ile olan dostluğundan da ilham alıyor.

“Son fotoğraf serimden oluşturduğum baskıları acaba South Kensington Museum’da sergilemeyi düşünür müydün? Dünyayı sarsacağını ve seni derinden etkileyeceğini tahmin ediyorum.”

Julia Margaret Cameron’dan Henry Cole’a, 21 Şubat 1866

Cameron, fotoğraf tarihinin en çok tanınan kadınlarından biri. Kalküta’da dünyaya gelen Cameron, 1848 yılında ailesiyle birlikte Hindistan’dan İngiltere’ye taşınmış ve 1860 yılında da Wight Adasına yerleşmiş. Fotoğrafçılığa 48’indeyken, geç denilebilecek bir yaşta kızının ona hediye ettiği bir fotoğraf makinesiyle başlayan Cameron, evinin farklı alanlarını stüdyo ve karanlık oda olarak düzenler. Burada, büyük bir tutku ve enerjiyle portre çalışmalarınabaşlayan Cameron, iki yıl içinde fotoğraflarını -bugün Victoria& Albert Müzesi olan- South Kensington Müzesi’ne satar. 1868 yılında ise müzenin gelirlerini karşıladığı ilk konuk sanatçı olarak müzenin iki odasını portre stüdyosuna dönüştürür.

İlk eserinin sergilenmesinden tam 150 yıl sonra, V&A Cameron’un kendi original baskıları, Henry Cole’a yazdığı mektuplardan bir seçkiyle birlikte sergileniyor. Cole’un 1685 tarihli günlüğünde, “portremi kendi stiliyle fotoğraflayan Bayan Cameron’a…” derken sözünü ettiği portre fotoğrafı, Cameron’un elde kalan tek portresi ve stüdyosunda çekilen ilk fotoğraf Idylls of Village ya da Idols of the Village başlığını taşıyanda sergide yer alan fotoğraflar arasında. Idylls of Village, 1863 yılında Oscar Gustaf Rejlander tarafından Cameron ile birlikte çekilmişti. Fotoğraf karesinde, Cameron’un stüdyoya dönüştürdüğü seranın önünde kuyudan su çeken iki kadın görülüyor. Cameron’a ait olduğu yeni belirlenen fotoğraf, daha önce hiçbir sergide yer almamış.

“Portraits/Portreler”, “Madonna groups/Madonna grupları” ve“Piktoryel Etki için  Fantazi Nesneleri” başlıklarıyla Cameron’un kullandığı farklı fotoğrafik nesnelere göre bölümlenmiş. Viktorya dönemi fotoğrafçılarının özelliklerini gösteren Cameron’ın işleri arasında birçok ünlünün portresi de önemli yer tutuyor. Bunların arasında astronom John Hershel, yazar Thomas Carlyle, bilim adamı Charles Darwin ve şair dostları Alfred Lord Tennyson, Henry Wadsworth Longfellow, Ellen Terry (1864) ve Mrs. Herbert Duckworth (1867) (yazar  Virginia Woolf’un annesi) gibi isimler bulunuyor.

Ünlü yüzlerin portre fotoğraflarının dışında Cameron, tematik fotoğraflarında poz veren kişileri- arkadaşları, ailesi ve hizmetkarları- İncil’den alınan, tarihsel ya da alegorik öykülerin karakterleri gibi gösterir. Bu seçkide, Cameron’un “ilk başarım” dediği, yakın çekim bir çocuğun yüzünün olduğu Annie, Rönesans esinli dinsel düzenlemeler ve  Tennyson’un epik Arthurian şiiri Idylls of the King için hazırladığı illüstrasyonlar da bu seçkinin birer parçası.

Julia Margaret Cameron sergisi Cameron’un Sir Henry Cole’a yazdığı ve her biri bir sanatçı olarak gelişiminin farklı bir yönünü gösteren dört mektup etrafında kurgulanmış. İlk tutkusu, sanatsal güveninin ve yenilikçiliğin gelişmesi, fotoğraftan para kazanma arzusu olan bir portreci olarak öncelikleri ve fotoğrafin teknik özellikleriyle olan mücadelesi gibi…  Son bölüm özellikle Cameron’un büyük bir ihtimalle zararlı kimyasallarla da başa çıkmaya çalıştığı zorlu bir süreç olan çalışma yöntemlerine derin bir bakış içeriyor. Cameron’un arkadaşı ve sanatsal danışmanı, ressam ve heykeltıraş G.F Watts’a ait olduğu yakınlarda keşfedilen birkaç deneysel fotoğrafı da son bölümde sergileniyor.

Cameron’un fotoğrafları son derece yenilikçi: bilinçli olarak yapılan odak ayarsızlıkları  çizikler, parmak izleri, kırılmalar, lekeler ve sürecin tüm aşamalarını gösteren tüm diğer izler de görülebiliyor. Ancak o, fotoğraflarında teknik kusurları önemsememiş daha çok ruhsal derinlikle ilgilenmişti ve bu yüzden de fotoğrafları dönemin en iyi çalışmaları sayıldı. Yaşamı boyunca, sıra dışı teknikleri nedeniyle eleştirilmiş olsa da kompozisyonlarının güzelliği, fotoğrafın bir sanat olması gerektiğine olan inancı konusunda ikna edebilmesi de her zaman takdir edilmiştir.

 

 

The following two tabs change content below.

kolektomani

Son Yazıları kolektomani (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir