Yazlık: Şehirlinin Kolonisi

16 Eylül 2014 | kolektomani | gündelik yaşam, mimari, özel dosya

Verandalı, teraslı, birbirine komşu küçük bahçeli evler… Beyaz plastik sandalyeler, tavla oynanan, “okey dönülen” masalar,  gölgeli çardaklar, çiçekli masa örtüleri,  balkonun başköşesine kurulmuş mangallar, denize uzanan küçük iskeleler… Yılın üç ayında sakinlerinin kocaman bir aile gibi yaşadığı “yazlıklar”…

Salt Beyoğlu’nda, 5 Eylül-16 Kasım tarihleri arasında düzenlenen “Yazlık: Şehirlinin Kolonisi ” sergisi, film seçkisi ve “Ev Konuşmaları”, Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki geçici şehirli evler ve bu evler çerçevesinde oluşan yeni günlük hayata odaklanıyor. Özellikle 80’lerle birlikte orta halli aileler arasında popülerleşen bu tatil biçiminin yarattığı çelişkiler ve kültür üzerinden yeni bir bakış sunuyor. Toplumsal ve mimari belleğimizde önemli yer tutan bu kültür,  ilk kez bu kadar geniş bir kapsamda ele alınıyor. Aile fotoğraflarından ve Salt Araştırma dahil çok sayıda kurum arşivinden derlenen yazılı belgeler, çizimler, fotoğraflar, filmler, maket ve mobilyalar güncel saha araştırmaları ve sanatçı işleriyle de desteklenmiş.

Yazlık ev kültürümüz aslında çok eskilere, Osmanlı dönemine dek dayanır. İstanbul’un Sultanahmet, Beyazıt, Fatih, Eminönü semtlerini içine alan Tarihi Yarımada, Karaköy’e uzanan Galata ile Beyoğlu, Taksim ve Şişli’yi kapsayan Pera’dan ibaret olduğu yıllarda, bu semtlerin dışında kalan alanlar “sayfiye” olarak kabul ediliyordu. Boğaziçi’nde, Çamlıca tepelerinde, Bostancı, Moda, Maltepe sahilleri ile Göztepe’de bulunan yazlık köşk, kasır, yalı veya konaklar, o dönemin kaymak tabakası olan genellikle hükumet mensubu veya bakanlıklarda görevli yüksek bürokratlar veya paşa ailelerine ait  “yazlık ev” olarak inşa edilmişti.  Hıristiyan ve Musevi cemaatine mensup aileler ise daha çok Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada’yı mesken tutuyordu.  18. ve 19. yüzyıllarda Boğaz’daki yalıların önemli bir kısmı ilk yazlıklardı. Esas yazlık kültürü, Türkiye’de İstanbul’dan başlayarak 1930’lardan itibaren yerleşmeye başladı.

Refik Halid Karay, 08.08.1947  tarihli Tan gazetesinde yer alan “Yaz Rahatsızlığı, Rahat İmkansızlığı” yazısı İstanbul’un yazlıklarını ve yazlıkçılarını esprili bir dille anlatır:

Bakınız, ziyaretler meselesinde terbiye kusurlarından doğan rahatsızlıkları -çok candan dostlar ayırd edilirse- ne gibi şeylerdir:

A- Öğleden önce bir evin -hanım çalışsın, hizmetçiler bulunsun- iş, güç, mutbak, alışveriş ve bir taraftan da çok yerde deniz banyosu saatidir; ziyaretten sakınmalı.

B- Öğle yemeği davetlerini kolayca kabul etmemeğe dikkat lâzımdır. Zira yemekten sonra -soyunmadan, yıkanmadan, yatmadan, kendi başına kalıp dinlenmeden- iskemlelere sıra sıra dizilip zorla konuşma külfeti hem misafir, hem ev sahibi için mevsimin sayılı bir azabını teşkil eder. Eskiden yarım baş ağrısı denilen nevralji, insanın şakağına öyle bir günün ikindisinde yapıştığından bu saatlere “aspirin” veya “Veramon” zamanı adını verebiliriz.

C- Öğle ikindi arası sükûn, istirahat, gündüz uykusu, yaz akşamında istirahatle hazırlık zamanıdır; o saatlerdeki ziyaretler en münasebetsizidir. Hele bir başka yere uğrayıp bulamadığınız veya çevrildiğiniz için “bâri gelmişken şunlara da uğrayıp akşamı edelim!” diyerek giderseniz…

Ç- İki kilo şeftali, bir kutu pasta hediye götürerek çoluğile çocuğile bir öğün yemeğe hak kazandığını sanmak haksızlıktır. Beş kişinin bir tek yaramaz çocuktan yeğ olduğunu da bilmelidir.

D- En elverişli ziyaret saati akşama doğru 6 ile 8 arasıdır. Güneş hızını kaybetmiştir, etrafa gölge ve serinlik yayılmıştır, günlük işler görülmüş, sohbet zamanı gelmiştir. Fakat şuna dikkat gerek: Mutbak tarafından pıtırdı çoğalınca yolu tutmak!

E- Akşam yemeklerinden sonraki habersiz komşu ziyaretleri de çok defa yersiz düşer! Olabilir ki, ev sahipleri o gece, gündüzki gezintiden, yahut bir gece evvelki sabahlamadan dolayı yorgundurlar, yataklarına erken çekilmek isterler. Esneme salgını en fazla bu gibi ziyaretler sırasında hüküm sürer!

F- Yazlığa gidenlerin göçden önce kışlık komşularına ve ahbaplarına “Bekleriz, muhakkak geliniz, gelmezseniz güceniriz!” kabilinden sözlerine ciddî bir kıymet vermemelidir. Belki yazlıkçılar o sırada heyecana kapılarak gönülden söylemişlerdir ama yerleşip birkaç misafir akınını savdıktan sonra afallamış, apışmışlardır!

Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki geçici şehirli evleri ile bu evler çevresinde oluşan hayatın günlük dilde bir adı var: Yazlık. Yılda taş çatlasa üç ay kullanımda olan bu ortam, 1980’lerden itibaren Türkiye’nin orta hâlli aileleri arasında bir tatil biçimi olarak modalaştı. Popüler kıyı beldeleri o günden bugüne suyu, yolu, telefonu, bakkalı eksik bir taşradan tam teşkilatlı bir garip şehir uzantısına dönüştü. Yazlıklarını kış evinin çıkma eşyasıyla donatanlar, günü geldi içeride ne mümkünse yıkıp yenisini yaptı: Odalar büyüdü, mutfaklar açıldı, verandalar bahçeyi kapladı. Sahilin altın kumu inşaat kumuyla devşirildikçe evler el değiştirdi, siteler başkalaştı. İlk yirmi yılını bir yazlığa verenler, ikinci yirmi yılları için bozulan kasabalardan kahvehaneleri henüz zincirleşmemiş kıyılara göç etti. Yazlar geçip giderken, geriye her boşluğu yeni bir lüks rezidansa meyilli dev bir belde kaldı.

Boğaziçi yalılarından ada konaklarına, Osmanlı saray halkından sefirlere, 19.yüzyıl İstanbul’u sayfiyenin merkeziydi. Tipik Ege yazlığının öncülü de Marmara sayfiyesidir. Yazlıklar 1930’lardan başlayarak Türkiye’ye yayılırken dönemin popüler kültür dergisi Hayat okurlarına  “Senelik tatilinizi nerede geçirmek istersiniz” diye soruyordu. Ege ve Akdeniz kıyılarında yazyık edinmenin özendirildiği 1950’li yıllarla birlikte, toplu konutlar dönemi de başlar ve yapı kooperatifleri büyük bir hızla çoğalır. 1950’lerden itibaren müstakil yazlıklar dönemi yavaş yavaş sönmeye yüz tutunca toplu konutlar, tatil köyleri inşa edilmeye başlar. Mimarlar Altuğ ve Behruz Çinici’nin Burhaniye Artur Sitesi (1969) dönemin en önemli örnekleri arasında. 1973’te EPA Mimarlık’ın tasarladığı Bodrum ve Datça’daki Aktur siteleri, iç turizmi geliştirmeye yönelik özgün bir örnek olarak sergideki yerini almış.

“Bu, bir yandan da kıyılardaki kentsel dönüşümün hikâyesi” diyen Meriç Öner, iki yıllık bir emeğin ürünü olan sergiye ‘Şehirlilerin Kolonisi’ adını vermelerinin boşuna olmadığını söylüyor.  1980’lerle beraber ülkeyi saran ‘inşaat hamlesi’ kendini sahillerde de göstermeye başlar ve yazlıklar orta sınıf aileler için ‘moda’ haline gelir. Turizm Teşvik Kanunu ile önce iş Ankara’dan bağlanarak tarım arazileri için imar izni alınır ve ardından yap-satçılar dönemi hız kazanır. Doğayla bütünleşen otantik evler de tek tip toplu konutlara doğru evrilir.

Rus Devrimi’nden sonra İstanbul’a göç eden Beyaz Rusların Florya’dan başlayarak yaygınlaştırdığı plaj kültürü,  deniz üzerindeki dört tarafı kapalı, ortası havuz şeklinde, kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı hizmet eden üstü açık deniz hamamları da yazlık geleneğinin bir parçası olarak sergideki yerini almış.

Salt Beyoğlu Açık Sinema, sergiye paralel “Bugün Günlerden Ne?” başlığıyla bir film seçkisi de düzenliyor. 11 Eylül -13 Kasım’a tarihleri arasında Zeki Alasya ve Metin Akpınar’la başrolünü paylaştığı Nebioğlu Turistik Tesisleri’nde geçen hırsız yakalama macerası ‘Sivri Zekalılar’; İstanbul’un gözde tatil mekanı Silivri’de geçen Yılmaz Güney filmi ‘Arkadaş’ ve Jean-Luc Godard’ın ‘Haftasonu’ filmi de programda yer alan filmler arasında…

20 Eylül’de gerçekleştirilecek ‘Ev Konuşmaları’nda ise Salt Araştırma ve Programlar ekibinden Meriç Öner yazlık ev örneklerine dair yakın tarihteki gözlemlerini, Alper Kurbak, kişisel deneyim ve araştırmalarından hareketle yaz-kış Ayvalık arasındaki mesafeyi izleyicilerle paylaşırken; kültür-mekan ilişkisini irdeleyen akademisyen Meltem Ö. Gürel 60’lı yıllarda İzmir’deki iki yazlık eve dair sunum gerçekleştirecek.  Metehan Özcan fotoğraflar üzerinden Bayramoğlu portresi sunarken Mimar Sevinç Hadi ise yapımı aile fertlerinin katkısıyla tamamlanan Tuzla’daki yazlık evinin hikayesini anlatacak.

The following two tabs change content below.

kolektomani

Son Yazıları kolektomani (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir