Nesrin Topkapı

Zamansız Dansçı

27 Aralık 2012 | Aslıhan Işın | dosya

Ekranda toplam on dakika ya kalır ya kalmazdı, ama Nesrin Topkapı dans ederken hayat dururdu. Biz çocuklar gürültü etmeyelim diye bir kenarda tutulurduk. Onlar, yani büyükler ekrandan gözlerini ayırmadan öylece Nesrin Topkapı’yı seyrederlerdi. Bu günün 40’lı yaşlarını sürenler çocuk, 60’larındakiler genç birer yetişkindi. Tek kanallı televizyon dönemiydi ve yeni yıla Nesrin Topkapı’nın dansı ile girilirdi. Milyonca insan çaresizlikten değil, bilakis onu izlemek için büyük bir hevesle gece yarısını beklerdi. Tombala kadar, kabak tatlısı kadar aileden bir şeydi; yılbaşı demek bir yanıyla Nesrin Topkapı demekti.

İyi olanı, zarafetle, estetik şekilde sunulanı ayırt edip beğenmek gibi bir erdemimiz olduğuna inancım, bir dönemin gencinin, yaşlısının, bu dansçıya büyülenmişçesine duyduğu bu hayranlık yüzünden.  Yoksa bu günün standartlarında bir dansçının, hatta dansözün diyelim, yılda bir kez veya çok özel zamanlarda, o da televizyon ekranında görünerek bu kadar ünlü olması mümkün olabilir miydi? Sanmıyorum.

Su gibi akan bir danstı onunki. Zarafet parmaklarından, ellerinden başlar, bütün vücuduna yayılırdı dans ederken. Gözleri, dudakları, gülümsemesi, mimikleri, hepsiyle dansı bir bütündü. O zaman tekti, hala tek. Gelmiş geçmiş tek milli dansözümüz oldu. Nesrin Topkapı’ya duayen diyenler de oldu, efsane diyenler de var. Zaten şimdi verdiği dans dersleri onun her yaşta dansçı olduğunun bir kanıtı ve bu yakıştırmaların sonucudur.

Yüzerken ya da araba kullanırken sağ ya da sol tarafını diğerinden daha iyi kullanan insanlar vardır ama bunu farkında olmazlar. Dansta da bu böyledir; ama dans edenler bunu bilir. Nesrin Topkapı sağını da solunu da eşit derecede iyi kullanan bir dansçıydı.  Koreografilerinde sağa ve sola dönerek yaptığı hareketler birbirinin aynı olurdu. Zaten belki de koreografilerinde simetriyi, yani iki yönü de kullanışı bu yüzdendi.

Nesrin Topkapı her şeyden önce müziği çok seviyordu. Çok güzel şarkı söyleyebiliyordu. Bir dansçı için doğru müzik seçiminin önemini farkındaydı. Her şeyi gibi, eşliğinde dans edeceği müziğe hep kendi karar verdi. Kostümlerini kendisi dikti. Koreografilerini kendisi yaptı. Her zaman tam konsantre, seyirciyi bile görmeden dans ederdi. Ancak sahneden indiğinde gerçek hayata dönebiliyordu. Belki de dansının güzelliğindeki büyü bunlarda saklıydı.

Gerçek adı Nesrin Gökkaya idi. Dansa bale ile başladı. Tiyatrocu bir anne ve babanın kızıydı. İngiltere’de sahneye çıktı. Amerika’ya gidip dans dersi verdi. TRT’nin tek oryantaliydi. Yıllarca dönemin en ünlü gazinosu Maksim’de çalıştı. Sahneyi bırakmaya bir gecede karar verdi. Anadolu Ateşi ve Ney Dans Topluluğu’na koreograf ve eğitmenlik yaptı. Bilgi Üniversitesi’nde oryantal dersleri verdi. Zaten zamansızdı. Halen Dancentrum Dans Platformu bünyesinde eğitmenliğine devam ederek aynı zamanda eskimeyen tek oryantal oldu.

The following two tabs change content below.

Aslıhan Işın

1995 yılında Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Dergicilik kariyerine Hürriyet Dergi Grubu’nda, Art+Decor Dergisi’nde muhabirlik yaparak başladı. Dekorasyon, seyahat, kadın, yaşam, yemek dergilerinde editör, yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. Dergicilik kariyeri boyunca seyahat, havayolu, yemek – içki kültürü, moda ve mücevher dergilerine bağımsız yazarlık yaptı. Halen kişisel bloğu için yazıyor, halkla ilişkiler yöneticisi ve editör olarak çalışıyor. Gezip gördüğü ülkelerden aldığı kitap ayracı, gazete ve kartlarla başlangıcını oluşturduğu koleksiyonlarına, 45’lik plaklar ve dergilerden oluşan küçük çaplı yeni koleksiyonlar ekliyor.

Son Yazıları Aslıhan Işın (Tüm Yazıları)

Bu yazıyı beğendiniz mi? Lütfen Paylaşın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir